Haklılık Durumu Değerlendirilmeksizin Hükmün Ferileri Yönünden de Karar Oluşturulması İsabetsizdir

T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
YİRMİYEDİNCİ HUKUK DAİRESİ

Esas : 2024/435
Karar : 2025/80
Tarih : 22.01.2025

MAHKEMESİ : ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ : 16/07/2021

NUMARASI : 2017/827 E-2021/494 K

ASIL DAVADA:

DAVACI :

TEMLİK ALAN

VEKİLLERİ

DAVANIN KONUSU : Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ : 22.01.2025

KARAR YAZIM TARİHİ : 22.01.2025

Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkin asıl ve tazminat istemine ilişkin birleşen davada mahkemece verilen karara karşı süresi içinde asıl davada temlik alan vekili ve davalı- birleşen davada davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine eksiklik nedeniyle mahalline geri çevrilen dosya gelmiş olmakla yapılan incelemede;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Asıl davada davacı vekili: Müvekkilinin şahıs firması olduğunu, davalı şirket ile aralarında taşeronluk sözleşmesi akdedildiğini, davalı şirket yetkililerinin de imzalayarak müvekkiline sunduğu 2 nolu taşeron hakkedişinden de görüleceği üzere yapılan ölçümlerde müvekkilinin 69.155,94TL alacaklı olduğunun davalının kabulünde bulunduğunu, müvekkilinin davalıya hakedişle ilgili fatura kestiğini, icra takibi ile faturanın davalıya gönderilmesi akabinde dahi davalı yanca ödeme yapılmadığını, müvekkili tarafından Ankara 2. İcra Müdürlüğü’nün 2017/18419 sayılı dosyasında davalı hakkında takip yapıldığını, davalının borca itirazında bedel yönünden bir itirazının bulunmadığını, ancak davalı şirketin bünyesinde yaşanan bir iş kazasına atıfla hakedişin ödenmeyeceğini, sözleşmenin ihtarname ile feshedildiğini belirttiğini, vefat eden işçinin müvekkilinin işçisi olduğuna dair herhangi bir belgenin bulunmadığını, iş mahkemelerinde işçi için dava açılmadığını, müvekkiline herhangi bir kusurun da yüklenmediğini, sözleşmede yer alan işçinin açabileceği davanın zamanaşımı süresinin sonuna dek alacağın ödenmeyeceği gibi ifadelerin Türk Borçlar Kanununa aykırı olduğunu, müvekkili hakkında yürütülen bir cezai soruşturmanın da bulunmadığını, hukuk ve ceza zamanaşımı sürelerinin de farklı olduğunu, yani henüz ortada bir zarar yokken, kimin ne şekilde zarardan sorumlu tutulacağı belli değilken davalının, yaşanan olaydan müvekkilini sorumlu tutarak alacağın ödenmeyeceği savunmasının geçerli bir savunma olmadığını, davalının rücu edebileceği bir miktar varsa bu hususun ileride belli olacağını, ayrıca imzalanan sözleşmenin genel işlem koşullarına tabi olduğunu, yorumlanmasının da yargı mercilerine ait olduğunu, ayrıca yaşanan olayın 29.07.2017 tarihinde gerçekleştiğini, hakedişin ise 23.08.2017 tarihli olduğunu, yine davalının itirazlarında belirttiği sözleşmenin feshinin de hakedişten önce olduğunun gözetilmesi gerektiğini belirterek, davanın kabulü ile davalının Ankara 2. İcra Müdürlüğünün 2017/18419 sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptaline ve alacağın %20′ sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

Asıl davada davalı vekili: Taraflar arasında yol yapımı inşaatına ilişkin yapılan sözleşmenin davacı taşeronun hukuka aykırı, haksız eylemleri neticesinde müvekkilince haklı olarak feshedildiğini ve durumun noter ihtarnamesi ile davacıya bildirildiğini, icra takibine dayanak teşkil eden 29.09.2017 tarihli 69.155,95 TL’ lik faturanın usulsüz düzenlendiğini, fatura açık olup, müvekkilinin bilgisi ve onayı dışında bulunduğunu ve müvekkilinin kayıtlarında da yer almadığını, faturaya dayanak sunulan hakedişe ilişkin ödeme cetvelinde hakedişin ödenmesinin uygun olduğunun şirket müdürü tarafından onaylanmadığını, dolayısı ile böyle bir hakedişe ilişkin evrakın faturaya konu edilemeyeceğini, taraflar arasındaki sözleşmenin 8.maddesinde faturası onaylanmamış hakedişler için taşerona ödeme yapılmayacağının düzenlendiğini, yani müvekkili şirket müdürü tarafından ödemenin yapılmasına ilişkin son onayın verilmediğini, davacının sözleşmeye aykırı davranışlar sergilediğini, iş güvenliği mevzuatına aykırı tutumla çalıştığını, uyarıları dikkate almadığını, sözleşmede kararlaştırılmasına rağmen iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi temin etmediğini, müvekkiline bildirdiği sigortalı personel dışında sigortasız personel de çalıştırmaya başladığını, bu durumun ancak 29.07.2017 tarihinde gerçekleşen davacının bildirmediği ve sigorta girişi yapmadan kaçak olarak çalıştırdığı kamyon şoförü …’un vefatı ile öğrenildiğini, söz konusu 29.07.2017 tarihli iş kazasından sonra davacının zararın tazmini hususunda en ufak bir çaba dahi göstermediğini ve müvekkilince sözleşmenin haklı feshedildiğini ve davacının sözleşmede yer alan edimleri yerine getirdiğine dair bir belge sunmadığını, sözleşmenin 13.maddesindeki iş sağlığı ve güvenliği hususlarına aykırı hareketle müvekkilini zarara uğrattığını, davacının kendi sorumluluğu altındayken meydana gelen iş kazası sonrasında vefat eden işçinin ailesi ile görüşme yaptığını, hak sahibinin talebi olmadığına dair belge sunmadığını, hukuki ve cezai olarak müvekkilinin yükümlülük altında bulunduğunu, davacının basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunup, sözleşmeye ilişkin ileri sürdüğü iddiaların son derece yersiz olduğunu, yine sözleşmenin 17.maddesinde yer alan düzenleme gereğince davacı taşeronun kendi personelinin, maaş, pirim vs. giderlerini ödemediğinden bu madde gereğince hakedişlere bloke konulduğunu, hakediş bir an önce almak ve gerekirse ilerde rücu davası açılması konusundaki davacı talebinin sadece davacının sebepsiz zenginleşmesine neden olacağını, müvekkiline verilen zararların tespiti yapılıp, davacı tarafından giderilmesi gerekirken hakedişin ödenmesi talebinin iyi niyet kurallarına da aykırı olduğunu, açıklanan nedenlerle davacının itirazın iptali davası açmasında hukuki yararının da bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Birleşen davada davacı vekili: Müvekkili şirketin yükleniminde bulunan yol yapım inşaatı işi nedeniyle taraflar arasında taşeron sözleşmesi imzalandığını, davalı taşeronun hukuka aykırı haksız eylemleri neticesinde sözleşmenin feshedildiğini, durumun noter ihtarnamesi ile davalının sözleşmesinde bildirdiği adresine tebliğ edildiğini, davalının çalışma süresi boyunca sözleşmede kendisine verilen iş kapsamında zorunlu olarak bulundurması gereken iş makinası ve ekipmanlarını şantiyede bulundurmadığını, işçi sağlığı ve güvenliği hükümlerine aykırı hareketle müvekkilini zarara uğrattığını, durumun davalının sigorta girişi yapmadan kaçak çalıştırdığı kamyon şoförü …’un vefatı ile öğrenildiğini, davalının da kendisine fesih ihbarnamesi gönderilmeden ve müvekkiline herhangi bir bildirim de yapmaksızın şantiye sahasını terk ederek sözleşmeyi haksız sona erdirdiğini, yarım kalan işlerin müvekkilince tamamlanmaya çalışıldığını, davalının şantiyeyi terk etmesinin ardından işin teslimine kadar geçen sürede müvekkilinin ekstra yapmak zorunda kaldığı masrafların tazmini için bu davayı açmak zorunda kaldıklarını, taraflar arasındaki sözleşmenin 18.maddesinde sözleşmenin feshinin ve 17.maddesinde de taşeronun aylık prim ödemelerine ilişkin sorumluluğunun ve ödeme yapılmaması halinde hakedişinin bloke edileceğinin düzenlendiğini, personelin maaş, prim vs. giderleri ödemediğinden müvekkilince sözleşmenin 17.maddesi gereğince hakedişlere bloke konulduğunu, yine Ankara 21. İş Mahkemesi’nin 2017/477 esasında görülen ve davalı taşeronun işçisi olan …’in açmış olduğu davada işçi alacağını alamadığını iddia ederek müvekkili ile davalı aleyhine açtığı davanın halen derdest olduğunu, aynı şekilde davalının kendi işçilerinin yemek ihtiyacını karşılayan Mudurnu’daki yemek firmasına da ödeme yapmadığını, bu ödemelerin de müvekkilinden talep edildiğini ve buna ilişkin istenen tutarın 8.470,00 TL olduğunu, davalının şantiyede meydana gelen kazanın ardından çalışanlarının sigorta girişini yaptığını, ekli belgelerden de görüleceği üzere davalının şantiyeyi terk edip gittikten sonra da işçilerini müvekkili davacı adına sigortalı gösterdiğini, bu nedenle SGK tarafından müvekkiline gönderilen prim borçlarını da müvekkilinin ödemek zorunda kaldığını, bu ödemelere ilişkin makbuzların sunulduğunu, yine davalının işin yapımı esnasında döküm sahalarına dökülen malzemelerin de temizliğini yapmadığını, davalının yaptığı zararların bunlarla sınırlı olmadığını, sözleşmeye aykırılık ve haksız fiilleri nedeniyle tazminat ve alacak haklarının saklı olduğunu, yine davalının kendisine zimmetlenen malzemelerin kullanımını da usulüne uygun yapmadığını, teslim aldığı eşyalara ilişkin teslim tutanağına sözleşme ekinde yer verildiğini, işin yapımı için temin edilen motorinin davalının işçisi tarafından usulsüz olarak şantiye sahası dışına çıkarıldığını, bu konudaki müvekkilinin zararlarının da giderilmesi gerektiğini, sözleşmeye aykırılık nedeniyle davalının Türk Borçlar Kanunun 112.maddesi gereğince yine müvekkili zararlarını giderme borcunun bulunduğunu, ayrıca davalı tarafça usulsüz fatura düzenlendiğini, faturaya konu hakedişin müvekkili şirket yetkilisince onaylanmadığını, davalının üstlenmiş olduğu iş için 50.000,00 TL değerindeki zorunlu teminat senedini de vermediğini, bu teminat senedinin cezai şart olarak belirlendiğini, sözleşmeyi bu yönüyle de davalının ihlal ettiğini, aynı zamanda müvekkiline diğer borçlarına karşılık senet verdiğini ve bu senetleri de geri ödemediğini, söz konusu senetlere ilişkin Ankara 13. İcra Dairesinde icra takibi başlatıldığını, davalının hem sözleşmeye aykırı davranıp işin aksamasına neden olduğunu, hem de müvekkilini birçok ödeme ile karşı karşıya bıraktığını, işin teslim süresinin uzamasına sebep olduğunu, ayrıca tüm bu durumlar nedeniyle müvekkilinin ticari itibarının zarar gördüğünü belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; zararlarının uzman bilirkişi marifetiyle tespiti sonucunda arttırılmak üzere 10.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren en yüksek oranda ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve ayrıca davalının müvekkiline olan ticari işler sebebiyle oluşan borçları nedeniyle toplam alacak miktarının uzman bilirkişi marifetiyle tespiti sonucunda arttırılmak üzere 10.000,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren en yüksek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, davacı vekili 09/02/2021 tarihli ıslah dilekçesiyle, bilirkişi raporu doğrultusunda davadaki 10.000,00 TL’lik tazminat talebini 50.000,00TL’na, yine 10.000,00TL’lik alacak talebini de 38.166,97TL’na yükselterek ıslah edilen miktarların olay tarihinden itibaren işletilecek ticari işlerde uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Birleşen davada davalı vekili: Davacının dava dilekçesindeki iddialarının soyut olduğunu, maddi tazminat talebine ilişkin olarak zararını somutlaştıramadığını, sözleşmenin sonlanmasının tek sebebinin davacının müvekkilinin hakedişlerini ödememesinden kaynaklandığını, karşı tarafça alt işveren tarafından …’e ödeme yapılmış olduğunun iş mahkemesindeki yargılamada belirtildiğini, kaldı ki müvekkilince ödeme dekontlarının ilgili dosyaya ibraz edildiğini, eldeki davada ise işçilik alacaklarının ödenmediği şeklinde iddiada bulunulduğunu, bu iki hususun taban tabana zıt olduğunu, eğer karşı tarafın iş mahkemesinde aleyhine verilebilecek hüküm için bu davada rücuen alacak talep ediyorsa da henüz mahkemesinden karar çıkmadığından davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmadığını, davacının iddiasının aksine kaza yapan işçinin müvekkili üzerine sigortalatılmasının da davacının baskıları ve alacağın ödenmeyeceğini belirtmesi üzerine gerçekleştiğini, yine müvekkilinin sigorta prim borçlarını davacının üstlenmesini gerektirecek hukuki bir normun da bulunmadığını, zaten söz konusu işçilerin de davacının temin ettiği işçiler olduğunu, davacı tarafından ibraz edilen muavin defter çıktılarının delil değerinin bulunmadığını, davacı her ne kadar kendi yakıt depolarından usulsüz mazot alındığı ve örtülü şekilde mahsuplaşma olabileceğini belirtse de hakediş cetvelinde akaryakıtlar düşülerek hesaplama yapıldığını, buna göre davacı iddialarının yerinde olmadığını, ayrıca müvekkilinin yemek borcu olduğunu kabul etmemekle birlikte varsa dahi borçtan sorumluluk şahsi olduğundan davacıyı ilgilendirmediğini, senet ve çekin dosyaya niçin ibraz edildiğinin anlaşılamadığını, çekin tarihinin zaten dava konusu hakediş tarihinden önce olduğunu, senet için takibe girişildiğinden bahsedilmiş ise de, böyle bir icra takibinin müvekkiline ulaşmadığını, zaten icra takip numarasının da bildirilmediğini, zira söz konusu senette yer alan tutar ile daha önceki hakedişlerde mahsuplaştığını, söz konusu senedin karşılığının bulunmadığını, ayrıca müvekkilinin 6331 Sayılı Kanuna göre işyeri hekimi istihdam etme zorunluğunun bulunmadığını, zira işçi sayısının ellinin altında olduğunu, davacının belgeye bağlı bir zararının bulunmadığını, davacının hem delilsiz şekilde müvekkiline birçok sorumluluk atfettiğini, hem de baskı ile müvekkili üzerine sigortalattığı işçilerin birinin vefatı gibi olayı bahane ettiğini, sigorta primlerinin de davacı tarafından yatırıldığını, 2017’nin 10.ayına kadar bu durumun devam ettiğini, müvekkilinin sözleşmesinin ise 16.08.2017 tarihli bir ihtarname ile feshedildiğini, asıl davadaki hakedişe konu tutanağın 23.08.2017 tarihli olduğunu, kazanın yaşandığı tarihin ise 29.07.2017 olduğunu, davacının kaza olayına dayandığı halde ihtarname çekmek için 19 gün beklediğini ve hatta 25 gün sonra hakediş tutanağını imzaladığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk derece mahkemesince: Asıl davanın yapılan ve ödenmeyen iş bedelinin tahsili, birleşen davanın ise sözleşmenin haklı nedenle feshinden kaynaklı maddi zararlar istemine ilişkin olduğu, Ankara 2.İcra Müdürlüğü’nün 2017/18419 sayılı dosyası incelendiğinde; … tarafından … … Ltd Şti aleyhinde 29.09.2017 tarih ve 69.155,94 TL tutarlı hakediş-faturaya dayalı olarak 65.155,94 TL’nin tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin tebliği üzerine süresi içerisinde borca ve takibe itiraz üzerine takibin durdurulduğu ve iş bu davanın süresinde açıldığı, davadan sonra temlik alan … vekilinin, dosyada dava konusu edilen alacağın sözleşmesiyle müvekkiline temlik edildiğini belirterek sunduğu 26/02/2019 tarihli alacağın temliki belgesinde; davacı …’in, …’e “Ankara 2. İcra Müdürlüğü’nün 2017/18419 sayılı dosyasında ve Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/827 esas sayılı dava dosyası ile dava konusu edilen 69.155,94 TL asıl alacak ve bu alacağa bağlı harç, yargılama gideri, vekalet ücreti, doğabilecek tüm tazminat ve tüm ferilerini gayrikabil rücu olarak” temlik ettiğinin anlaşıldığı, dosyaya kazandırılan bilgi ve belgeler ile tarafların defter ve kayıtları üzerinde oluşturulan heyet tarafından inceleme yapılarak 12/03/2019 tarihli raporun alındığı, rapora karşı taraf vekillerinin beyan ve itirazları üzerine, Ankara 21. İş Mahkemesi dosyası ile SGK’da yüklenicinin prim teşviklerinin geri alındığına ilişkin celp edilen bilgi ve belgeler sonrası aynı heyetten 04/11/2020 tarihli ek raporun alındığı, bu ek rapora da yüklenici vekilinin SGK’ya yapılan idari para cezası ve destek pirim iadesi ödemeleriyle ilgili dekontlar olduğu halde nazara alınmadığı belirtilerek itirazı ve sunduğu belgelerin değerlendirilmesi için önceki heyette bulunan hesap bilirkişisinden 17/01/2021 tarihli raporun alındığı, Ankara 21. İş Mahkemesi 2017/477 esas sayılı dosyası celp edilip incelendiğinde; …’in, davalılar aleyhinde söz konusu iş yerinde çalışması ve iş akdinin haksız fesih nedeniyle işçi alacaklarının tahsili açtığı davanın 650,00 fazla mesai ve 650.00 TL hafta tatil ücreti alacağının faiziyle tahsiline karar verildiği ve kesinleştiğinin görüldüğü, yine taraf vekillerinin bu dosyada verilen kararın Ankara 7.İcra Müdürlüğü nün 2021/5969 sayılı dosyasında takibe konulduğu belirtilerek, 05/07/2021 tarihli sunulan dosya kapak hesabına göre toplam borç miktarının hesap tarihi itibariyle 4.753,06 TL olduğunun anlaşıldığı, ayrıca taşeron tarafından yükleniciye verilen 12.000,00 TL bedelli senedin yüklenici tarafından tahsili amacıyla takibe konulduğu ve bedelinin ödenmediği belirtilmiş ise de bu senet yüklenici ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı gibi bu sözleşme kapsamında verildiği hususunda dosyada yeterli delil bulunmadığından hesaplamada nazara alınmadığı, yine sözleşmede kararlaştırılan 50.000,00 TL’lik kesin teminatın sözleşme başlangıcında alınmadığından bu aşamada tazminat olarak ödenmesi talebinin yerinde olmadığı, taraflar arasında sözleşmenin fesih edildiği ve kesin hakedişin yapılmadığının görüldüğü, tüm dosya kapsamı, asıl ve birleşen dosyalardaki davalar ve cevaplar ile taraflar arasındaki taşeron sözleşmesi ile bilirkişi raporları hep birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasında taşeron sözleşmesinin imzalandığı, yer teslimi yapılarak işe başlandığı, iki adet hak ediş yapıldığı, birinci hakediş faturasının imzalandığı ve karşılığının ödendiği, taşeronun sigortasız işçi çalıştırdığı, sigortasız çalıştırdığı işçi kamyon sürücüsü …’ un gerçekleşen kazada vefat ettiği, bu nedenle taşeron sözleşmeye aykırı davrandığı gibi 2 nolu hakedişi yapıp taraflarca imzalandığı aşamadan sonra işyerini terk ettiği, yüklenici temsilcisinin bu nedenle hakediş faturasını imzalamadığı ve bedelinin ödenmediği ve bilahare sözleşmeyi haklı nedenlerle fesih ettiğinin anlaşıldığı, taraflar arasında sözleşmenin sonlandığı ve kesin hesabın yapılmadığı görülmekle, tarafların birbirinde sözleşme kapsamında alacak ve vereceğinin tespitiyle mahsuplaşma soncunda mahkemece kesin hesabın yapılarak uyuşmazlığın sonlanması gerektiği kanısına varılarak, hesap bilirkişisi tarafından hesap ve tespit edilen 69.155,94 TL taşeron hakediş alacağından, yüklenicinin bundan mahsubu gereken ( 20.593,89 TL nama ödemeler ile 1. hak ediş sonrası 13.411,41 TL alacağı ve 20.593,89 TL nama SGK ya yapılan ödemeler) ile taşeronun neden olduğu ödemeler toplamı 34.005,30 TL ve iş mahkemesince hüküm altına alınan ve icra dosya kapak hesabı olan taşeronun sorumlu olduğu 4.753,06 TL olmak üzere toplam 38.758,36 TL ( yüklenici vekili bunu ıslah ile 38.166,97 TL olarak talep etmekle) bu miktarın mahsubu ile taşeronun alacak miktarının 30.988,97 TL olduğu belirlenmiş ve kendisine ödenmesi gerektiği anlaşılmış olmakla, asıl davanın taşeron davacının /temlik alanın davasının kısmen kabulü ile itirazın iptaline karar vermek gerektiği, ayrıca iş kazası sonrası karar aşamasına kadar taraflarca aleyhlerinde bu kaza nedeniyle yapılan bir başvuru ve talebin olduğu belirtilmediğinden, bu durum bekletici mesele yapılmadan kesin hakediş neticesiyle uyuşmazlığın sonlandırılması yoluna gidildiği, yine kısa kararda taşeron alacak miktarı 30.988,97 TL olduğu halde , maddi hataya dayalı olarak 32.988,97 TL ( “0” yerine maddi hataya dayalı olarak ” 2″) yazıldığı görülmekle mahkemece tavzihe gerek duyulmadan gerekçeli kararda düzeltilmiş olduğu gerekçesiyle, asıl dosyada davacının (temlik alan davacının ) davasının kısmen kabulü ile; Ankara 2.İcra Müdürlüğü’nün 2017/18419 sayılı dosyasında, davalının 30.988,97 TL ‘ye yaptığı itirazın iptaline, takip tarihinden itibaren bu miktara 3095 Sayılı Yasanın 2/2 maddesinde belirtilen şekilde avans faizi uygulanmasına, takibin devamına, fazlaya istemin reddine, tarafların tazminat taleplerinin alacağın likit olmadığı nazara alınarak reddine, birleşen 2018/177 esas sayılı dosyasındaki davanın reddine karar verilmiştir.

Asıl davada temlik alan … vekili istinaf dilekçesinde özetle: Davalı-birleşen davada davacının dava dilekçesinde tazminat talep etmiş olmasına rağmen ıslah dilekçesi ile bu alacağı teminattan kaynaklanan alacak olarak değiştirdiğini, dava dilekçesinde dile getirilmeyen bir alacak kaleminin ıslahla talep edilmesinin mümkün olmadığını, ayrıca, karşı tarafın sözleşme ilişkisinin içerisinde istemediği teminatı, sözleşme ilişkisi bittikten sonra işbu eldeki dava ile talep etmesinin de mümkün olmadığını, zaten sözleşmeyi 17.08.2017 tarihli ihtarname ile feshettiğini bildirdiğini ve 29.09.2017 tarihinde düzenlediği hakediş tutanağını …’e verdiğini, bir alacağı olsa idi bunu hakediş tutanağından mahsup edebileceğini, bu bakımdan esasen alacak talep edildikten sonra, … Ltd.Şti. tarafından hakediş tutanağındaki bedeli ödememek için gerçekte olmayan teminat gibi neyin tazminini hedeflediği belirsiz olan bir takım alacak kalemlerini talep edildiğini, işbu bedelin müvekkilinin hakediş alacağından mahsup edilmesinin mümkün olmadığını, karşı tarafça SGK’ya yapılan ödemelerin müvekkilinin alacağından mahsup edilmesinin mümkün olmadığını, zira SGK tarafından …’e ceza kesilmiş ise bunun ödemesini davalının niçin yaptığı veya yapmışsa da bunun niçin mahsup edilmesi gerektiğinin ortaya konulamadığını, Sosyal Güvenlik Hukukunda idari para cezalarından birlikte sorumluluk bulunmadığını, zira idari para cezalarının da bir tür ceza olduğunu, Yargıtay’ın kökleşmiş görüşünün de bu yönde olduğunu, karşı tarafın ticari defterlerinden anlaşılan 13.411,41 TL tutarındaki alacağın ise ispat edilemediğini, zira dava dosyası kapsamında tarafların ticari defterlerinin incelendiğini ve karşılıklı kayıtların birbirini tutmadığını tespit edildiğini, hatta karşı tarafça Ankara 13. İcra Müdürlüğünün 2018/3665 sayılı dosya üzerinden takibe konulan senedin dahi ticari defterlere işlenmediğinin görüldüğünü, HMK’nın 222/3.maddesindeki düzenlemeye göre karşı tarafın tek başına kendi defteri ile ispatlayamadığı alacağın, hakediş bedelinden mahsup edilmesinin de yerinde olmadığını, Ankara 21. İş Mahkemesinin 2017/477 E. sayılı dosyasında 05.07.2021 tarihli dosya kapak hesabının sunulduğu ve bu hesaba göre toplam borç miktarının 4.753,06 TL olduğu anlaşıldığından bu miktarın da müvekkilinin alacağından mahsup edildiğini, karşı tarafın delil olarak dayandığı dosyada da davalı olan şirketin söz konusu yargılamada “alt işverence …’in alacakları ödenmiştir” şeklinde cevap dilekçesi verdiğini, kaldı ki müvekkilince de ödeme dekontlarının ilgili dosyaya ibraz edildiğini, söz konusu yargılamanın zaten mesneti olmayan bir dava olduğunu, kabul anlamına gelmemek üzere, biran için müvekkilinin davaya konu işçilik alacağından sorumlu olduğu düşünülecekse de müvekkilinin icraya ilişkin alacak kalemlerinden sorumlu olmadığını, zira karşı tarafın ilama dayanan borcu dava dışı işçiye ödemediğini, icrai işlem başlatılmasını bekleyerek, ayrıca bir zarara uğramış olduğunu, davacının kendi kusuru ile ödeme yükümlülüğünü arttırması sebebiyle müvekkiline rücu etmesinin kabul edilemeyeceğini, müvekkili şirketin ilama dayalı asıl alacak ve ferilerinden sorumlu olacağı kabul edilse dahi, icra müdürlüğüne ilişkin kalemlerden sorumlu olmadığını, karşı tarafın defter kayıtları gerçeği yansıtmadığı ve delil niteliğinin de söz konusu olamayacağının davaya konu 2 nolu hakediş kapsamında kesilen faturanın kayıtlarına hiç işlenmediğinin ortaya çıktığını, yine karşı tarafın müvekkiline karşı takibe girdiği Ankara 13.İcra Dairesi 2018/3665 sayılı dosyadaki senedin de defterlerinde kayıtlı olmadığını, bu gerçeği yansıtmayan defterlerine delil değeri atfedilip müvekkilinden alacaklı olmasının kabul edilemeyeceğini, mahkeme tarafından yargılamanın iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gözetilmeksizin yürütüldüğünü, birleşen dava dilekçesinde sunulan evraklar dışında herhangi bir evrakın dikkate alınmasının iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağının ihlali niteliğinde olacağını, bu bakımdan karşı tarafın yaptığı bir kısım ödemelerden hem müvekkili sorumlu olmadığı gibi hem de usul hükümlerince bunların davada talep edilebilme imkanının da olmadığını ve yaptığı ödeme tarihlerinin asıl dava tarihi olan 24.11.2017 ile birleşen dava tarihi 08.03.2018 tarihinden sonra olduğunun görüldüğünü, nitekim 17.01.2021 tarihli bilirkişi kurulu 2.ek raporunda davalının yaptığı birçok ödemenin asıl dava ile birleşen dava tarihinden sonra yapılmış olduğu, bu ödemelerin de 20.593,89 TL olduğunun tespit edildiğini, işbu tespitin önemli olduğunu, zira birleşen dava dilekçesinde sunulan evraklar dışında herhangi bir evrakın dikkate alınmasının usul hükümlerine aykırı olduğunu, bu bağlamda sunulan tek evrakın da dilekçeleri ekinde sundukları 958,31 TL’lik bir adet dekont olduğunu, mahkeme tarafından birleşen davanın reddi kararının verilmesinin, karşı tarafın ileri sürdüğü iddiaları kanıtlayamamış olduğunun, davasında, tazminat ve alacak taleplerinde haksız olduğunun mahkemece kabul edildiği anlamına geldiğini, mahkeme tarafından birleşen davada davanın reddine karar verilmiş olmasına rağmen asıl davada kısmen kabul kararı verilerek mahsuplaşma yapılmasının kendi içerisinde açıkça çelişkili olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, şayet mahsup edilecek bir alacak mevcut ise mahkeme tarafından birleşen davanın neden reddedildiğinin anlaşılamadığını, müvekkilinin alacağı olan 69.155,94 TL bedelindeki hakedişin ödenmemesi için davalı tarafından SGK prim ücret ve ödemelerinde aksaklıklar olması ve aleyhe davalar açılması gibi nedenler gösterilmekte olup işbu iddiaların hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, … ile davalı arasında imzalanan taşeron sözleşmesine göre …’in edimini yerine getirdiğini ve … Ltd.Şti. tarafından dava konusu hakediş tutanağının düzenlendiğini, alacağın likit olduğunu, Yargıtay kararlarına göre kısmen kabul kararı verilmesinin de icra inkar tazminatına hükmedilmesine engel olmadığını, bu nedenle müvekkili lehine 69.155,94 TL bedel üzerinden hesaplanacak %20 icra inkar tazminatına karar verilmesi gerektiğini belirterek, asıl davada kısmen kabule ilişkin mahkeme kararının kaldırılmasına asıl davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı- birleşen davada davacı istinaf dilekçesinde özetle: Mahkeme kararının eksik inceleme ve değerlendirmeyle verildiğini, mahkemece davacı/birleşen davada davalının sözleşmeye aykırı haksız eylemlerinin gözardı edilerek yalnızca davacının talepleri yönüyle dosyanın incelendiğini, davacının sözleşmeye aykırı hareket ederek sigortasız işçi çalıştırdığını, işçinin ölümüne sebebiyet verdiğini, diğer işçi alacaklarını ödemediği için müvekkiline karşı alacak davası açılmasına sebep olduğunu, sigortasız personel çalıştırdığı için müvekkilinin SGK’dan asgari ücret alacak davası açılmasına sebep olduğunu, sigortasız personel çalıştırdığı için müvekkilinin SGK’dan asgari ücret prim teşviki adı altında faydalandığı indirimlerin iptal edilerek yapılan bütün prim indirimlerinin tekrardan kuruma ödenmesine sebebiyet verdiğini ve müvekkilinin SGK nezdinde itibarını sarstığını, asıl davada icra takibine esas miktarda müvekkilinin borçlu olmadığının tespit edildiğini, ancak birleşen dava yönüyle hiç bir inceleme yapılmaksızın dava aslında kabul görmesine rağmen (asıl davada takas-mahsup yapılarak) davanın reddine karar verilerek müvekkilinin yargılama giderleri ve vekalet ücreti ödemeye mahkum edildiğini, öncelikle birleşen davada ileri sürdükleri alacak kalemleri yönüyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken söz konusu taleplerin hukuka aykırı olarak asıl davada takas mahsup yaparak birleşen davanın reddinin hukuka aykırı olduğunu, davacı/birleşen dosyada davalının sözleşmeye aykırılıklar nedeniyle tazminat yükümlülüğünün bulunduğunu, sözleşmenin taşeronun hukuka aykırı haksız eylemleri neticesinde haklı nedenle feshedildiğini, hem sözleşmeye aykırı davranarak işin aksamasına sebep olduğunu, hem de müvekkili şirketi birçok ödeme ile karşı karşıya bıraktığını, işin teslim süresinin uzamasına ve aynı zamanda müvekkilinin diğer şantiyelerinde üstlendiği işlerin sarkmasına sebep olduğunu, davacı/birleşen davada davalının sorumluluğu altındaki işçilerin ödemelerini yapmadığını, bu nedenle ücreti ödenmeyen işçiler tarafından Ankara 21. İş Mahkemesinde 2017/477 E.sayısı ile görülen ve davacı/birleşen davada davalının taşeronu olan, …’in çalışmış olduğu sürelerde işçilik alacaklarını alamadığını iddia ederek müvekkili şirket ve davacı/birleşen davada davalı aleyhine işçilik alacağı davası açmış olup bu dava neticesinde müvekkili aleyhine icra takibi başlatıldığını ve müvekkilinden icra dairesi aracılığıyla tahsil edildiğini, ayrıca davacı/birleşen davada davalı şirketin şantiye sahasında meydana gelen iş kazası akabinde işçilerin sigorta girişlerini yapmış olup işçileri müvekkili şirket adına SGK’lı gösterdiğini ve bu nedenle de işçilerin sigorta prim borçlarının da müvekkili tarafından ödendiğini, tüm bu hususlar nazara alındığında karşı tarafın müvekkili şirketin zararını giderme zorunluluğunun olduğunu, davacı/birleşen davada davalının müvekkili tarafından sağlanmış olan malzemeleri usulsüz kullandığını, işin yapımı için temin edilen motorinin davacı/birleşen davada davalı işçisi tarafından usulsüz olarak şantiye sahası dışına çıkartıldığını, ayrıca davacı/birleşen davada davalı şirketin üstlendiği işin yapımı esnasında döküm sahalarına dökülen malzemelerin temizliğini de yapmayıp tüm uyarılara rağmen şantiye alanını o şekilde bırakıp gittiğini, davacı/birleşen davada davalının sözleşmeye aykırılık ve haksız fiileri nedeniyle, müvekkilinin tüm alacak haklarının saklı olduğunu, davacı/birleşen davada davalının müvekkili aleyhine başlatmış olduğu icra takibinin son derece mesnetsiz ve kötüniyetli olduğunu, davacı/birleşen davada davalı tarafından usulsüz fatura düzenlendiğini ve faturaya konu hakedişin şirket tarafından onaylanmadığını, 29.09.2017 tarihli 69.155,95 TL tutarındaki faturanın usulsüz olarak düzenlediğini, bu faturaya müstenit olarak başlatılan icra takibinin hukuka aykırılıklar içerdiğini, karşı tarafın kesinleşmiş hakkediş iddiasının da son derece mesnetsiz olduğunu, davacı/birleşen davada davalının sözleşmeye aykırı davranarak işin aksamasına sebep olduğunu, hem de müvekkili şirketi bir çok ödeme ile karşı karşıya bıraktığını ve son derece büyük bir zarara uğrattığını, karşı tarafın SGK girişlerini yapmaksızın işçi çalıştırdığını ve bu durumun dava dışı işçinin ölümü ile tespit edildiğini, ölümlü iş kazasının ardından bütün işçilerini alarak sahayı terk ettiğini, işçilerin SGK primlerini ve işçilik alacaklarını ödemediğini, SGK primlerini ödemediği için söz konusu primlerin müvekkilinden tahsil edildiğini, buna ilişkin SGK belgelerinin dava dilekçesi ekinde sunulduğunu, sözleşmede cezai şart ile ilgili bölümde kararlaştırılmış olmasına rağmen 50.000,00 TL tutarında ki teminatı da sunmadığını, söz konusu cezai şartın da müvekkilinin alacağı haline geldiğini, taraflar arasında ihtilaflı olan ve dava sürecinde çözümlenecek olan hususlar göz önüne alındığında onaylanmamış olan ve davacı/birleşen davada davalı tarafından kötüniyetli olarak icra takibine konu edilen hakediş ödemesinin müvekkilince yapılmamasının haklı olduğunu, gerekçeli kararda davada ileri sürülen tüm iddia cevap ve delillerin hangi nedenle kabul edilip edilmediğinin belirtilmesi gerekmesine rağmen mahkemenin gerekçeli kararının hukuki mesnetlerden yoksun ve yetersiz olduğunu, dosyada yer alan bilirkişi raporlarının ise genel itibariyle müvekkilinin haklılığını ortaya koymakla birlikte sundukları belgeler ve itirazlar doğrultusunda dosya muhtevasında yer alan hesaplamaların mahkemece hükme esas alınmadığını, noksan incelemelerle ve hatalı değerlendirmeler sonucunda müvekkilinin, asıl dava kapsamında ele alınan taleplerinin reddedildiğini, birleşen dava kapsamında talep ettikleri alacak ve tazminat taleplerinin değerlendirilmediğini, birleşen davanın reddine karar verildiğini, dosya içerisinde yer alan haksız fiil, mezkur sözleşme maddeleri ve hakedişlerin mahkemece değerlendirilmemesi sonucu kurulan hükmün hukuka aykırı olduğunu belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasına asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Asıl dava itirazın iptali, birleşen dava tazminat istemine ilişkin olup mahkemece asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine dair verilen karara karşı asıl davada temlik alan … vekili ile asıl davada davalı- birleşen davada davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.

6100 sayılı HMK’nın 166. maddesine göre ayrı ayrı açılmış davaların arasında bağlantı bulunması halinde birleştirilerek bakılabilmeleri mümkündür. Davaların birleştirilmesi kararı üzerine davalar bir dosyada birleştirilir. Birleştirme kararı uyuşmazlığı esastan çözümleyen bir karar değildir. Birleştirilen davalardaki talepler ayrı ayrı değerlendirilir ve ayrı ayrı karar verilir, ancak bunların tahkikatı ortak yürütülür. Davaların birbirinin içinde erimesi tek bir davaya dönüşmeleri gibi bir durum söz konusu değildir. Bu nedenle davaların ayrı ayrı karara bağlanması, yargılama giderleriyle vekâlet ücretlerinin ayrı ayrı tayin edilmesi gerekmektedir.(Yargıtay 15.HD 2016/3055E,2018/1878K.09/05/2018 )

6100 sayılı HMK’nın 297/2. maddesinde” hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği” düzenlenmiştir.

Sözleşmenin tarafları aynı sözleşmeden doğan alacaklarını açılan davada mahsup itirazı olarak ileri sürebilecekleri gibi ayrı dava yoluyla da isteyebilirler. Mahsup itirazında bulunma hakkı olan taraf, aleyhine açılan davadaki savunmasında mahsup itirazına konu hususları açıklamış olsa da bu alacaklara ilişkin ayrı dava açmış ise, aleyhine açılan davada mahsubu istemediği ve kendi açtığı davada alacağının ayrıca hükme bağlanmasını istediği şeklinde yorum yapılarak sonuca gidilmelidir.

Somut olayda, taraflar arasındaki uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup asıl davada davacı-birleşen davada davalı taşeron, asıl davada davalı-birleşen davada davacı yüklenicidir.

Taşeron tarafından açılan asıl davada, sözleşme kapsamında bakiye iş bedeli alacağının tahsili için yapılan icra takibine itirazın iptali ile icra inkar tazminatı, birleşen davada ise sözleşmenin haklı feshedildiği iddiasıyla tazminat, davalı taşeron nam ve hesabına yapılan ödemelerin tahsili istenilmiştir.

Mahkemece birleşen davada talep edebilecek miktarlar değerlendirilerek asıl davadaki alacaktan mahsup edilmek suretiyle asıl davanın kısmen kabulüne birleşen davanın reddine karar verilmiş ise de, yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca iki ayrı dava olup, her bir davada toplanacak delillere göre ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken bu şekilde hüküm kurulmadığı gibi haklılık durumu değerlendirilmeksizin hükmün ferileri yönünden de karar oluşturulması doğru olmamıştır.

Açıklanan nedenlerle, asıl davada temlik alan … vekili ile, asıl davada davalı- birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurularının kabulüne mahkeme kararının HMK.’nın 353/1-a.4 maddesi gereğince kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Asıl davada temlik alan … vekili ile, asıl davada davalı- birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurularının kabulüne,

Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 16.07.2021 gün ve 2017/827 E., 2021/494 K. sayılı kararının HMK’nın 353/1-a.4 maddesi gereğince kaldırılmasına,

Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,

Asıl davada temlik alan … tarafından yatırılan 80,70 TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine,

Asıl davada davalı- birleşen davada davacı tarafından yatırılan 563,37 TL ve 80,70 TL peşin istinaf karar harçlarının istek halinde kendisine iadesine,

Asıl davada temlik alan … ve davalı- birleşen davada davacı tarafça ödenen istinaf kanun yoluna başvurma harçları ve yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek kararda dikkate alınmasına,

Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK’nın 353/1-a maddesi gereğince KESİN olarak 22.01.2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan…

Üye…

Üye…

Katip…

KAYNAK:CORPUS
Bu Yazıyı Paylaşın