
T.C.
YARGITAY
İKİNCİ HUKUK DAİRESİ
Esas : 2024/4544
Karar : 2025/1717
Tarih : 19.02.2025
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/114 E., 2024/537 K.
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma
İLK DERECE MAHKEMESİ : Turhal 2. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
SAYISI : 2023/281 E., 2023/762 K.
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek vekili tarafından kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası ve tazminatlar yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı-karşı davalı erkek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin sonuncu fıkrasına dayalı boşanma davası açmış, davalı-karşı davacı kadın da 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı maddesinin birinci fıkrasına dayalı karşı boşanma davası açmış, yapılan yargılama sonucunda İlk derece Mahkemesince “kadının ispatlanamadığı gerekçesiyle reddedilen boşanma davasında verilen ret kararının kesinleşmesinden itibaren üç yıl geçmesine rağmen taraflar arasında ortak hayatın yeniden kurulamadığı, kadının tanıklarının anlattığı olayların ilk davanın açılmasından önceki döneme ilişkin olduğu,
Kadının fiili ayrılık döneminde erkekten kaynaklanan ve ona kusur olarak yüklenebilecek yeni bir maddi olayın varlığını da kanıtlayamadığı, kadın her ne kadar fiili ayrılık sürecinde erkeğin sadakatsizliğine dayansa da yakın akraba olmayan başka bir kadınla verilen fotoğrafın güven sarsıcı davranış olarak kabulü mümkün ise de, taraflar arasındaki fiili ayrılığın 10 yılı aşkın bir süredir devam etmesi bu durumda karşılıklı olarak tarafların bir birinden güven ve sadakat beklemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, reddedilen ilk boşanma davasını açarak boşanma sebebi yaratan kadının tam kusurlu olduğu” gerekçesiyle erkeğin davasının kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun’un 166 ncı maddesinin dördüncü fıkrası gereğince boşanmalarına, kadının karşı davasının reddine, ortak çocuğun velayetinin babaya verilmesine, anne ile arasında kişisel ilişki tesisine, kadının yoksulluk ve iştirak nafakası ile tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Davalı-karşı davacı kadın vekilince hükmün tamamı yönünden istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince “… erkeğin güven sarsıcı eylemlerinin sabit olduğu, fiili ayrılık süresinin uzun olmasının taraflar arasındaki sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı, erkeğe güven sarsıcı davranış vakıasının kusur olarak yüklenmesi gerektiği, bu durumda boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu” gerekçesiyle istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile kusura ilişkin gerekçenin düzeltilmesine, ilgili bentlerin kaldırılarak yeniden hüküm tesisi ile kadının karşı davasının da kabulü ile tarafların boşanmalarına, kadın lehine tedbir ve yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminata karar verilmiş, verilen karar davacı-karşı davalı erkek vekili tarafından yukarıda sınırlandırıldığı şekilde temyiz edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkek ağır, kadın az kusurlu bulunarak kadının davasının kabulü ile kadın lehine yoksulluk nafakası ile tazminata karar verilmiş ise de, yapılan yargılama ve toplanan delillerden, davalı-karşı davacı kadının iş bu karşı davasında, reddedilen ve kesinleşen Gölbaşı(Adıyaman) 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/532 Esas ve 2018/182 Karar sayılı dava dosyasındaki vakıalara dayandığı; dilekçeler teatisi aşamasında yeni bir vakıa bildirmediği, dilekçeler aşaması bittikten sonra karar tarihinden iki ay önce, 06.09.2022 tarihinde sunduğu fotoğrafları delil olarak göstererek, erkeğin sadakatsiz olduğu vakıasını ileri sürdüğü, ancak bunu ayrı bir dava konusu yapmadığı anlaşılmaktadır. Tarafların usulüne uygun olarak dayanmadığı vakıaların ve delillerin hükme esas alınması mümkün değildir. Bu durumda davalı-karşı davacı tarafça usulüne uygun şekilde, süresinde ileri sürülmeyen ve dayanılmayan bu vakıa davacı-karşı davalı erkeğe kusur olarak yüklenilemez.
Bölge Adliye Mahkemesi, İlk Derece Mahkemesinin gerekçesini fiili ayrılık süresinin uzun olmasının taraflar arasındaki sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı şeklinde düzelterek erkeğin güven sarsıcı eylemlerinin Mahkemenin de kabulünde olduğu gerekçesiyle sabit kabul etmiş ise de; bir olgunun taraflardan biri üzerinde kusur olarak kalması için İlk Derece Mahkemesince tarafa açıkça yüklenmesi ve tarafın da bunu istinaf konusu yapmamış olması gerekir. Somut olayda yasal süreçte dayanılmayan bilahare yargılama aşamasında ileri sürülen bir delile istinaden davacı-karşı davalı erkek eşin güven sarsıcı davranışının ileri sürülmüş bulunması nedeniyle Mahkemece bu durumun ve delilin tartışılması amacıyla hükmün gerekçesinde “güven sarsıcı eylemin” gerçekleşip gerçekleşmediği tartışılmış ve sonucu itibariyle “güven sarsıcı eylemin” gerçekleşmediğinden bahisle diğer tarafa kusur olarak yüklenmemiştir. Bu itibarla İlk Derece Mahkemesi kararında gerçekleşmediği kanaati belirtilen “güven sarsıcı” eylemin gerekçede tartışılmış ve fakat diğer tarafa kusur olarak açıkça yüklenmemiş olması karşısında erkek eşin bu durumu istinaf sebebi yapmadığından bahisle bu kusurun gerçekleştiğinden ve erkek eş üzerinde kaldığından söz edilemez. Buna göre; erkeğe isnat olunan kusur ispatlanamadığından erkeğin kusursuz olduğunun kabulü gerekir. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı-karşı davacı kadın eş kusurlu, erkek eş ise kusursuz olup, Bölge Adliye Mahkemesince kadın eşin boşanma davasının kabulüne karar verilmesi doğru değil ise de, erkeğin davasında verilen boşanma hükmü temyiz edilmeyerek kesinleşmiş, böylece davalı-karşı davacı kadının karşı boşanma davası konusuz kalmıştır. O halde, Bölge Adliye Mahkemesince konusuz kalan davalı-karşı davacı kadının karşı boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve davadaki haklılık durumuna göre harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretine karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda (1) numaralı paragrafta açıklandığı üzere davalı-karşı davacı kadın boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurludur. Tam kusurlu kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilemez. Hal böyle iken, hatalı kusur belirlemesi sonucu kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Yukarıda (1) numaralı paragrafta açıklandığı üzere davalı-karşı davacı kadın boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu olup yararına 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası koşulları oluşmamıştır. Hal böyle iken, hatalı kusur belirlemesi sonucu kadın yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda (1), (2) ve (3) numaralı paragraflarda belirtildiği üzere kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası ve tazminatlar yönünden BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde yatırana geri verilmesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 19.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

