altinoz.com.tr

Yurt Dışından Alınan Aylık, Borçlu Muvafakat Etmemişse Haczedilemez

T.C.

YARGITAY

Hukuk Genel Kurulu

Esas No : 2014/13-684
Karar No : 2016/106
Tarih : 27.01.2016

İÇTİHAT METNİ

DAVA :

Taraflar arasındaki “menfi tespit ve istirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 31.05.2012 gün ve 2011/468 E. 2012/315 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 28.01.2013 gün ve 2012/21838 E. 2013/1460 K. sayılı ilamı ile;

(… Davacı, oğlu olan dava dışı Y. Y.’ın davalı …’e borcu sebebiyle yapılan icra takibine, haciz baskısı altında icra kefili olduğunu ve aylık 500 TL emekli maaşına haciz konulduğunu, kefaletin geçersiz olduğunu, çünkü haciz zaptına alacaklı olarak diğer davalı … A.Ş’nin yazıldığını ileri sürerek, borçlu olmadığının tespitine ve maaştan kesilen 13.300 TL.nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacının oğlu olan dava dışı Y. Y.’ın davalı …’e borcu sebebiyle yapılan icra takibine icra kefili olduğu ve 27.7.2010 tarihinden başlayarak 9.11.2010 tarihine kadar her ay emekli maaşının 500 TL.sinin kesilerek, icra dosyasına ödendiği ve takip alacaklısı tarafından çekildiği, dosyadaki delillerden anlaşılmış olup, ihtilafsızdır. 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 93.maddesinde (Bu kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler; 88.maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez. Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine dair talepler, borçlunun muvafakatı bulunmaması halinde, icra müdürü tarafından reddedilir) hükmü getirilmiştir. Bu durumda davacının, emekli maaşına haciz konulmasına muvafakat etmesi sonucu etkili değildir. Emekli maaşına haciz konulmasının mümkün olmadığının kabulüyle kesinti yapılan emekli maaşı miktarı saptanarak, sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir…),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR :

Dava; icra kefilliğinden dolayı borçlu bulunulmadığının tespiti ve bu aşamaya kadar yapılan kesintilerin iadesi istemine ilişkindir. .

Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.

Mahkemece, icra kefilliğinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar, Özel Dairece yukarda yazılı gerekçeyle bozulmuş; yerel Mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; menfi tespit ve istirdat istemine dair eldeki davada; icrai kefaletin usul ve yasaya uygun olup olmadığı, davacının yurtdışı emekli maaşının hazzedilip haczedilemeyeceği, varılacak sonuca göre de davacının menfi tespit ve istirdat isteminin kabul edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Davanın yasal dayanağı 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 82 ve 83. maddeleri ile 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 88 ve 93.maddesidir.

Kural olarak, borçlunun malvarlığını teşkil eden mal, alacak ve hakları, alacaklıları tarafından borç için haczettirilebilir. Ancak, borçlunun ve ailesinin yaşaması ve ekonomik varlığını devam ettirebilmesi için borçlunun bazı mal ve haklarının haczedilemeyeceği kabul edilmiştir (Kuru, Arslan, Yılmaz, İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, 15. Baskı, Sh.289 vd).

Haczedilemeyen mallar ikiye ayrılır: 1)Tamamı haczedilemeyen mal ve haklar, 2)Kısmen haczedilemeyen mal ve haklar.

Tamamı haczedilemeyen mal ve hakların ilki; manevi tazminat gibi, maddi hukuka göre başkasına devri kanunen yasak olan mal ve haklardır. İkinci grubu ise 2004 Sayılı Kanun’un 82. maddesinde sayılan; Devlet malları gibi, mal ve haklar oluşturmaktadır. Son olarak, özel kanunlarında haczedilemeyeceği yazılı olan; sosyal sigortalar kanunları gereğince bağlanan gelir ve aylıklar gibi, hakkında özel hüküm bulunan mal, hak ve alacaklardır.

Öte yandan, 2004 Sayılı Kanun’un 83. maddesi uyarınca; borçlunun maaş ve ücretinden, borçlunun ve ailesinin geçinmeleri için gerekli olan miktar haczedilemez, borçluya bırakılır. Madde uyarınca; maaşlar, ödenekler, her çeşit ücretler, emekli aylıkları, sigortalar veya emekli sandıkları tarafından tahsis edilen iratların bir kısmı haczedilemez.

Maddedeki maaş ve ücret kavramı sınırlayıcı bir açıklama bulunmadığından geniş yorumlanmalı, ne şekilde adlandırılırsa adlandırılsın, borçlunun bedeni veya fikri çalışmasının karşılığı olan her türlü ücret ödemesi bu kavram içinde değerlendirilmelidir. Kanun koyucu ücretin kaynağı veya ödeyen yönünden bir ayrım yapmamış, borçlunun geçimini sağladığı bir ücret olup olmadığı hususunu değerlendirmiştir. Ücretin, borçlunun ve ailesinin geçinmeleri için gerekli miktarı, icra müdürü tarafından borçlunun ve ailesinin sosyal, sağlık ve tahsil durumlarına göre takdir edilir.

Somut uyuşmazlıkta; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan davacı borçluya yurtdışından bağlanan ve yurtdışı sigorta mercii tarafından ödenmekte olan emekli maaşının haczi prosedürü tartışma konusudur. Öncelikle belirtilmelidir ki davacı borçlunun yurtdışı sigorta mercii tarafından ödenen aylığının haczedilemeyeceği yönünde 2004 Sayılı Kanun’un 82. maddesinin aradığı şekilde özel bir kanun hükmü bulunmadığından, yurtdışından alınan aylığın haczi mümkündür.

Ne var ki, 5510 Sayılı Kanun’un 28.2.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5838 Sayılı Kanun’un 22/2-b maddesiyle değişik 93. maddesine göre,

“Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine dair talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması halinde icra müdürü tarafından reddedilir.”

Bu düzenleme İİK.’nun 83/a maddesine göre özel nitelikte olduğundan, yurtdışı sigorta mercii tarafından ödenen gelir, aylık ve ödeneklerin haczinde, takibin kesinleşmiş olması şartı ile 28.0.2009 tarihi sonrasında borçlunun haciz tarihinden önce hacze muvafakati geçerlidir. Anılan düzenleme İİK’nun 83/a maddesi karşısında özel hüküm sayılır ve öncelikle tatbik edilir. Hacze muvafakati icra kefili vermiş ise sadece takip borçlusu yönünden takibin kesinleşmesi yetmez aynı zamanda icra kefili yönünden de takibin kesinleşmiş olması gereklidir.

Somut olayda borçlu, Karaman İcra İflas Müdürlüğünün 2007/1384 Talimat dosyasında 03.06.2009 tarihli haciz tutanağı ile yurtdışı sigorta mercii tarafından ödenen aylığının haczedilebileceğine muvafakat etmiştir. Ancak icra kefili olan davacının kendisi yönünden henüz takip kesinleşmeden maaş haczine muvafakat etmesi geçersizdir. Bu sebeple davalı … yönünden yukarda açıklanan yasal mevzuat çerçevesinde yapılacak değerlendirme ile sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.

Diğer yandan Hukuk Genel Kurulu tarafından davalılardan … A.Ş yönünden yapılan değerlendirmede;

Bilindiği üzere sıfat, davaya konu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı davaya konu sübjektif hakka ilişkindir (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 1995, 7.baskı, sh.231).

O halde, davaya konu şey üzerinde kim veya kimler hak sahibi ise, davayı da bu kişi veya kişilerin açması gerekir. Davayı açabilmek için gerekli sıfat, davaya konu şey üzerinde hak sahibi olan kişiye aittir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir(Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder:a.g.e., sh.231-232; Üstündağ, Saim:Medeni Yargılama Hukuku, Alfa Basım Yayım Dağıtım, İstanbul 1997, sh.307).

Görülmektedir ki, mahkemenin taraflar arasında davaya konu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemeyeceğinden, dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Taraf sıfatı usul hukuku sorunu olmayıp, davaya konu sübjektif hakkın özüne dair bir maddi hukuk sorunu olduğundan taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında davaya konu hakkın doğumuna engel olduğu için def’i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir olgudur.

Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 23.06.2004 gün ve E:2004/4-371, K:2004/375;18.04.2007 gün ve E:2007/5-233, K:2007/221;04.03.2009 gün ve E:2009/10-34, K:2009/104;04.11.2009 gün ve E:2009/2-402, K:2009/484;03.02.2010 gün ve E:2010/4-4 , K:2010/56; 22.12.2010 gün ve E:2010/19-638, K:2010/694; 09.02.2011 gün ve E:2010/15-657, K:2011/49 Sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

Bu ilkeler çerçevesinde somut uyuşmazlıkta davalı olarak gösterilen … A.Ş’nin davalı sıfatı bulunmadığından bu davalı yönünden davanın sıfat yokluğundan reddi gereklidir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan tartışmalar sırasında mahkemece verilen kararın onanması gerektiği görüşü dile getirilmiş ise de bu görüş yukarda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Hal böyle olunca, açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler gözeltilerek yukarda açıklanan bu değişik sebeplerle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ :

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarda gösterilen değişik nedenlerden dolayı BOZULMASINA istenmesi halinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine, 27.01.2016 gününde oyçokluğu ile karar verildi.