Bilirkişinin Takdiri Delil Niteliğindedir

T.C.
YARGITAY
YİRMİİKİNCİ HUKUK DAİRESİ
 
Esas : 2016/11941
Karar : 2019/9406
Tarih : 24.04.2019

MAHKEMESİ: İş Mahkemesi

DAVA TÜRÜ: ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde emaye bölümünde usta olarak kesintisiz çalışmakta iken yükleme işi sırasında iş kazası geçirdiğini, raporlu olduğu sürenin bitiminden sonra eski işi yerine bir başka işte görevlendirildiğini, bu durumu kabul etmemesi üzerine iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı bir sebep olmadan feshedildiğini, giriş kartının elinde alındığını ve kendisine birtakım belgeler imzalatılmak istendiğini, bu uygulamanın İş Kanunu’nun 22. maddesine aykırı olduğunu ileri sürerek, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı ile birlikte bir kısım işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.

Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davacının emaye bölümü ustası olmayıp vasıfsız işçi olduğunu, davacının kendi kusuru ile iş kazasına sebep olduğunu, davacının rapor bitiminde kendisine verilen işleri yapmaktan kaçındığını ve işyerinden ayrıldığını, işten çıkartılması söz konusu olmayıp aksine istifa ettiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Temyiz Başvurusu:

Karar, yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Gerekçe:

Hukukumuza göre bilirkişi incelemesi takdiri bir delil olup kesin delillerden değildir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesinde “bilirkişiye başvurulmasını gerektiren haller” başlığı altında mahkemenin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verebileceği (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/49 md.), ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı (Ek cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) düzenlenmiştir. Görüldüğü gibi 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunundan farklı olarak yeni Kanunda “çözümü hukuk dışında” ibaresi ve “taraflardan birinin talebi üzerine veya kendiliğinden” ibaresi getirilmiştir. Bu düzenlemelere göre mahkemeler çözümü teknik veya özel bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi uygulamasına gitmektedirler. Esasen hakim hukuki uyuşmazlıkları çözmede uzman bir kişidir. Bilirkişi ise kendi uzmanlığı ile hakime yardımcı olan süjedir.6100 sayılı Kanunu’nun ‘Bilirkişinin yetkileri’ başlığını taşıyan 278. maddesinde, bilirkişinin görevini, mahkemenin sevk ve idaresi altında yürüteceği; görev alanı veya sınırları hakkında tereddüde düşerse, bu tereddüdünün giderilmesini her zaman mahkemeden isteyebileceği düzenlenmiştir. Aynı maddenin 3. fıkrasında, bilirkişinin incelemesini gerçekleştirirken ihtiyaç duyarsa, mahkemenin de uygun bulması kaydıyla, tarafların bilgisine başvurabileceği ancak bu halde mahkemece bilirkişiye taraflardan biri bulunmaksızın diğerinin dinlenemeyeceği hususunun önceden hatırlatılacağı öngörülmüştür. Ayrıca ilgili hükümde bilirkişinin oy ve görüşünü açıklayabilmesi için bir şey üzerinde inceleme yapmasının zorunlu olması halinde, gerekli incelemeyi mahkeme kararı ile yapabileceği ve bu işlemin icrası sırasında tarafların da hazır bulunabilecekleri açıkça düzenlenmiştir (m.278/4).

Diğer taraftan hâkim, uyuşmazlık konusu hakkında bizzat duyu organları yardımıyla bulunduğu yerde veya mahkemede inceleme yaparak bilgi sahibi olmak amacıyla keşif yapılmasına da karar verebilir. Hâkim gerektiğinde bilirkişi yardımına başvurur (m.288). Keşif kararı, sözlü yargılamaya kadar taraflardan birinin talebi üzerine alınabileceği gibi resen de alınabilir. 6100 sayılı Kanunun 290. maddesine göre bu halde, keşfin yeri ve zamanı mahkeme tarafından tespit edilir. Keşif, taraflar hazır iseler huzurlarında, aksi takdirde yokluklarında yapılır. Mahkeme keşif sırasında tanık ve bilirkişi dinleyebilir. Keşif sırasında, yapılan tüm işlemler ve beyanları içeren bir tutanak düzenlenir. Plan, çizim, fotoğraf gibi belgeler de tutanağa eklenir. (m.290/2) Somut uyuşmazlıkta davacı iş kazasından önce çalıştığı bölümün emaye kaplama bölümü olduğunu, iş göremezlik rapor süresinin bitiminde paketleme bölümünde görevlendirildiğini bu görevlendirmenin İş Kanunu’nun 22. maddesi bağlamında esaslı bir değişiklik olduğunu ve yeni görev yerindeki iş koşullarının ağırlaştığını ileri sürmüştür. Mahkemece tarafların tanıkları dinlendikten sonra 07.07.2015 tarihli celsede, “ işyerinde inceleme yetkisi verilmek sureti ile teknik bilirkişinin de aralarında bulunduğu dosyanın mahkemece seçilecek uzman bir bilirkişilere tevdi edilerek iddia, savunma ve mevzuat hükümleri doğrultusunda rapor aldırılmasına” karar verilmiştir. Makine Yüksek Mühendisi ile Çalışma Ekonomisi ve Endüstriyel İlişkiler Uzmanı (Hukukçu) bilirkişilerden oluşan bilirkişi heyeti tarafından işyerinde yapılan inceleme sonrasında düzenlenen 28.10.2015 tarihli rapora, davacı tarafından itiraz edilmiştir. Söz konusu rapora karşı özellikle, yerinde incelemenin mahkeme aracılığıyla yapılması gerektiği, ayrıca incelemeden haberdar olmadıkları, bu sebeple inceleme sırasında hazır bulunamadıkları noktasında itiraz edilmiş ise de mahkemece bu itiraz dikkate alınmaksızın rapor doğrultusunda davanın reddine dair hüküm kurulmuştur. Ne var ki, somut olayda davacının çalıştığı bölümün değiştirilmesi ve bölüm değişikliğinin iş koşullarını ağırlaştırıp ağırlaştırılmadığı uyuşmazlık konusu olup, bu uyuşmazlığın çözümü İş Kanunu’nun 22. maddesi bağlamında bir araştırma ve incelemeyi zorunlu kılmaktadır. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, davacının mahkemece bilirkişilere verilen yerinde inceleme yetkisi kapsamında, bu inceleme sırasında hazır bulunma hakkının bulunduğu açıktır. (HMK. m.278/4). Davacının yerinde incelemenin yapılacağı gün ve saatten haberdar olmaması, bu hakkın kullanılmasının engellenmesi anlamına geleceğinden hukuki dinlenilme hakkının ihlali niteliğindedir. Ancak somut olay yönünden ele alınması gereken bir diğer husus, uyuşmazlığın çözümünde bilirkişi heyetine işyerinde inceleme yetkisi verilmesinin yerinde olup olmadığıdır.

Mahkemece, bilirkişi raporuna itibar edilerek davacının paketleme bölümüne geçirilmek istenmesinin esaslı bir değişiklik oluşturmadığı, işverenin yönetim hakkı kapsamında bulunduğu, iş sözleşmesinin davalı tarafça, davacının tel çember bölümündeki yeni görevini ret ederek eski bölümünde çalışmak istemesi sonucunda feshedildiği, davacının verilen görevi yapmamakta ısrar ettiği, feshin haklı nedene dayalı olduğu sonucuna varılmıştır. Oysa, iş koşullarında bir ağırlaşma meydana gelip gelmediğine yönelik bir uyuşmazlık temelde hukuki bir değerlendirmeyi zorunlu ve gerekli kılmaktadır. Bu bakımdan, mahkemece gerekli görüldüğü takdirde, talep olmasa dahi, işyerinde keşif yapılarak bu değerlendirmenin yapılabilmesi mümkün olduğu halde, uyuşmazlığın esası hakkında salt bilirkişi raporu doğrultusunda karar verilmesi yerinde olmamıştır. Kaldı ki somut olayda davacının iş kazası öncesinde çalıştığı birim ve görevi konusunda da uyuşmazlık bulunmakta olup, bu uyuşmazlığın çözümü de mahkemece yapılmalıdır. Netice itibariyle, açıklanan maddi ve hukuki olgular nazara alınmadan ve davacının hukuki dinlenilme hakkını ihlal edecek biçimde, eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir. Sonuç: Temyiz olunan hükmün yukarıda açıklanan sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 24.04.2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

KAYNAK:CORPUS
Bu Yazıyı Paylaşın