Kamu Görevlisine “Gâvur” Demek, Muhatabın Onur, Şeref ve Saygınlığını Rencide Edici Boyutta Değildir, İfade Özgürlüğüdür

T.C.
YARGITAY
Ceza Genel Kurulu

Esas No : 2017/18-783
Karar No : 2019/215
Tarih : 14.03.2019

İÇTİHAT METNİ

DAVA :

Kamu görevlisine hakaret suçundan sanığın TCK’nın 125/3-a, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Pendik 4. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.04.2012 tarihli ve 842-861 Sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 18. Ceza Dairesince 11.01.2017 tarih ve 20874-365 sayı ile;

“Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref, ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. Olay günü sanığın, katılana söylediği kabul edilen ‘Sen kimsin bize talimat veriyorsun, biz PKK’lı mıyız, neden anneme bağırıp çağırıyorsun, gâvur polisisiniz, böyle devlet olmaz, sizin maaşınızı ben veriyorum, benim savcı tanıdığım var, sana yapacağımı biliyorum’ şeklinde ve kaba hitap tarzı niteliğindeki sözlerin, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 06.03.2017 tarih ve 219990 sayı ile;

“İtiraza konu uyuşmazlık; sanığın görevli polis memuruna sarf ettiği ‘Sen kimsin bize talimat veriyorsun, biz PKK’lı mıyız, neden anneme bağırıp çağırıyorsun, gâvur polisisiniz, böyle devlet olmaz, sizin maaşınızı ben veriyorum, benim savcı tanıdığım var, sana yapacağımı biliyorum” şeklindeki sözlerin hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.

5237 Sayılı TCK’nın ‘Hakaret’ başlıklı 125. maddesinde; ‘(1 ) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.

(2 ) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3 ) Hakaret suçunun;

a- ) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b- ) Dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c- ) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, işlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.

(4 ) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5 ) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.’ hükmü yer almaktadır.

Maddenin birinci fıkrasında hakaret suçunun temel şekli, üçüncü ve dördüncü fıkralarında ise nitelikli hâlleri düzenlenmiş olup, madde gerekçesinde de ‘Hakaret’ fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır’ şeklinde açıklama yapılmıştır. Buna göre, suçun konusu kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, somut bir fiil veya olgu isnat etme ya da sövme suretiyle kişilerin onur, şeref ve saygınlığına saldırma eylemi hakaret suçunu oluşturacaktır.

Ceza Genel Kurulu’nun 31.10.2012 tarih ve 850-1828, 26.06.2012 tarih ve 419-247, 27.10.2009 tarih ve 196-248, 14.10.2008 tarih ve 170-220 Sayılı kararlarında da belirtildiği üzere; 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda, 765 Sayılı Türk Ceza Kanunundaki hakaret ve sövme suçu ayrımı kaldırılmıştır. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olduğundan bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.

Hakaret suçunda temel cezanın artırılmasını gerektiren nitelikle hâller TCK’nın 125. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında düzenlenmiştir. Hakaret suçunun kamu görevlisine karşı işlenmesi hâlinde verilecek cezanın artırılması için, eylemin kamu görevlisine karşı ve görevlerinden dolayı işlenmiş olması gerekmektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 6. maddesinde tanımlandığı şekilde, kamu görevlisi deyiminden, ‘Kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi’ anlaşılacaktır. Buradaki temel ölçüt işin kamusal faaliyet olmasıdır. Bu suçun huzurda ya da gıyapta işlenmesinin bir önemi bulunmamaktadır. Ancak gıyapta hakaret suçunun oluşması için ihtilat öğesinin gerçekleşmesi gerekmektedir.

Görevli memura hakaret suçunun oluşabilmesi için kamu görevlisi olan kişiye hakaret suçunun kanun ve diğer mevzuattan kaynaklanan görevinden dolayı işlenmesi ve hakaret teşkil eden eylem ile kamu görevlisinin görev arasında bir nedensellik bağı bulunmalıdır.

Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde maddi olayda, Pendik Adliyesi Giriş Arama Noktası’nda görevli polis memuru müştekinin sanığa metal dedektör kapı girişinden girmesi için uyarı yaptığı sırada taraflar arasında çıkan tartışmada, sanığın görevli polis memuru T. S.’a hitaben ‘Sen kimsin bize talimat veriyorsun, biz PKK’lı mıyız, neden anneme bağırıp çağırıyorsun, gâvur polisisiniz, böyle devlet olmaz, sizin maaşınızı ben veriyorum, benim savcı tanıdığım var, sana yapacağımı biliyorum’ şeklinde sözler söylediği ve müştekinin üzerine yürüdüğü şeklinde gerçekleşen eylemde, sanığın sarf ettiği sözlerin müştekiyi küçük düşürücü ve tahkir edici nitelikte olduğu ‘Gâvur polisisiniz’ ve ‘Böyle devlet olmaz sizin maaşını ben veriyorum’ şeklindeki sözlerin polis memurunu aşağılayan ve mesleki şeref ve itibarını zedeleyen sözler olduğu, tüm sarf edilen sözlerin bir bütün olarak görevli memura hakaret suçunu oluşturduğu” görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.

CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza Dairesince 27.03.2017 tarih ve 1772-3352 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

KARAR :

Sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece bozulmuş olup, itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında hakaret suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığına ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle sanık hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

Uyuşmazlık konusunda 26.02.2019 tarihinde yapılan ilk müzakere esnasında bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyesince öncelikle sanığın söylediği iddia edilen sözlerin hakaret suçunu oluşturup oluşturmayacağının tartışılması ve suç oluşacağı sonucuna ulaşılması hâlinde diğer uyuşmazlık konusunun görüşülmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine öncelikle bu husus değerlendirilmiştir.

İncelenen dosya kapsamından;

Polis memurları E.A. ve B.T. ile katılan tarafından tanzim edilen bila tarihli tutanağa göre; 11.10.2011 tarihinde saat 10.00’da Pendik Adliyesi girişindeki arama noktasına gelen sanığın metal dedektörden geçmek istemediği, bağırıp çağırarak görevlilere zorluk çıkardığı, görevlilerce sanığa “Lütfen beyefendi, diğer vatandaşlar gibi siz de geçiniz.” denmesi üzerine sanığın bağırarak “Biz PKK’lı mıyız? Sizin gibi gâvur polislere, savcı abimler gösterir gününü!” şeklinde sözler sarfettiği, görevlilere engel olması sebebiyle, sanığın polis merkezine teslim edildiği anlaşılmıştır.

Katılan S. aşamalarda; Pendik Adliyesi’nde polis memuru olarak görev yaptığını, önceden tanımadığı sanığın, olay tarihinde saat 10.00 sıralarında yanında bulunan iki bayanla birlikte adliyeye girmek istediğini, adliye girişindeki yoğunluk sebebiyle vatandaşlar kuyrukta beklemesin diye seri biçimde ve dikkatlice gelenleri içeri almaya çalışırken “Sen kimsin de bize talimat veriyorsun? Biz PKK’lı mıyız? Neden anneme bağırıp çağırıyorsun?” dediğini, kendisinin ise “Ben görevimi yapıyorum. Benim görevim içeriye giren şahısların üst aramasını yaptıktan sonra içeriye almak.” diye cevap verdiğini, ancak sanığın metal dedektörden geçmeyerek üstüne doğru geldiğini ve “Gâvur polisisiniz, böyle devlet olmaz, sizin maaşınızı ben veriyorum. Benim savcı tanıdıklarım var, ben sana yapacağımı biliyorum!” dediğini, sanığı uygun bir dille uyarmasına karşın üzerine doğru yürümeye devam ettiğini, orada bulunan vatandaşların kendilerini ayırdığını, daha sonra 155’i arayarak destek istediğini,

Tanık soruşturma evresinde; avukat olduğunu, olay tarihinde Pendik Adliyesinde görülecek olan duruşmasına girmek üzere giriş kapısına geldiği sırada bir vatandaşın polis memuru ile yüksek sesle münakaşa ettiğini gördüğünü, olayın başlangıcı hakkında bilgi sahibi olmadığını, şahsın polise küstah bir ifadeyle direndiğini, talimata uymadığını, yanında bulunan kadının da benzer davranışlarda bulunduğunu, polislerin kibar bir şekilde görevlerini ifa etmek istediklerini,

Beyan etmişlerdir.

Sanık aşamalarda; olay tarihinde Pendik Adliyesine girmek üzere eşi ve kayınvalidesi ile birlikte polis kontrol noktasına geldiklerini, kontrol sırasında daha önceden tanımadığı katılan polis memurunun, dedektörden geçişi sırasında kayınvalidesi olan Ş.P.’na karşı gösterdiği sinirli davranışlardan rahatsız olarak sakin olması konusunda katılanı uyardığını, ancak katılanın o esnada çok sinirli olduğu, aralarında tartışma çıktığını, katılana karşı kötü bir kelime kullanmadığını, pişman olduğunu, art niyetli davranmadığını, “PKK’lı mıyız?” şeklindeki sözü, olay yerinde bulunan diğer polis memurunun kolunu bükmesi nedeniyle duyduğu acı nedeniyle söylediğini savunmuştur.

Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin “Olmazsa olmaz şartı” olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur.

Bu bağlamda;

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde;

“Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir.”,

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10. maddesinin birinci fıkrasında;

“Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.”

Hükümlerine yer verilmiştir

Anayasamıza bakıldığında;

25. maddede “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında; “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.”

26. maddede, AİHS’nin 10. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde; “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.”

Düzenlemelerinin yer aldığı görülmüştür.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konuya ilişkin olarak; “İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen ‘haber’ ve ‘düşünceler’ için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her ‘formalite’, ‘koşul’, ‘yasak’ ve ‘ceza’, izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır.” şeklinde görüş belirtmiştir (Handyside/ Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 07.12.1976 ).

Görüldüğü gibi Sözleşme’nin 10. maddesinin birinci fıkrası ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce ) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır.

Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnalar dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.

Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır.

Bu bağlamda TCK’nın “Hakaret” başlıklı 125. maddesi; “(1 ) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

(2 ) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3 ) Hakaret suçunun;

a- ) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b- ) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c- ) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz

(4 ) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5 ) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.” biçiminde düzenlenmiştir.

Bu düzenleme ile 765 Sayılı TCK’dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılarak onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek, hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir. (M. Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s.430 )

Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir.

Eleştiri ise, herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur.

Her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.

Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunlu olmakla birlikte, demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasa’dan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır.

AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler bir değer yargısı içermekte olup somut bir olgu isnadından bahsedilemiyorsa, değer yargılarını destekleyecek “Yeterli bir altyapı”nın mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulacaktır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir.

Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin bir kararında da vurguladığı üzere mahkemelerin, düşüncelerin açıklanması ve yayılmasına yönelik olarak tazminata veya cezaya karar verirken ifade özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağır basan, korunması gereken bir yararın varlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri gerekir (M. A. Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 114 ). İfade özgürlüğüne yapılan müdahalenin hakkın ihlali boyutuna ulaşıp ulaşmadığı incelenirken soyut bir değerlendirme yapılmayıp; kullanılan ifadelerin türünün, kamusal tartışmalara katkı sunma ölçüsünün, ifadelere yönelik kısıtlamaların niteliğinin ve kapsamının, ifadelerin kimin tarafından dile getirildiğinin, kime yöneldiğinin ve kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığının gerektiği gibi değerlendirilip değerlendirilmediğine bakılmalıdır (Bekir Coşkun, B. No: 2014/12151, 04.06.2015, § 57 ).

İfade özgürlüğüyle büyük ölçüde eleştiri özgürlüğünün güvence altına alınması hedeflenmektedir. Bu nedenle, düşüncelerin açıklanması ve yayılması sırasında kullanılan ifadelerin sert olması doğal karşılanmalıdır.

Diğer taraftan Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğüne göre “gâvur”; dinsiz kimse, Müslüman olmayan kimse, merhametsiz, acımasız, inatçı anlamlarına gelmektedir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Katılan polis memurunun, Pendik Adliyesi girişinde görevli olduğu, olay tarihinde sanık ile eşi ve kayınvalidesinin birlikte adliyeye gelerek içeri girmek istedikleri, katılanın sanıktan kapı tipi metal detektörden geçmesini istediği, ancak sanığın buna karşı çıkması sebebiyle aralarında tartışma çıktığı ve sanığın üzerine yürüdüğü katılana yönelik “Gâvur polisisiniz, böyle devlet olmaz, sizin maaşınızı ben veriyorum.” şeklinde sözler söylediği olayda; sanığın kendisi ve yakın akrabalarına yönelik katılan polis memurunun tutum ve davranışlarından duyduğu rahatsızlık sonucu kullandığı anlaşılan bu sözlerin katılanın şahsi ve mesleki itibarını hedef almaması, yapılan uygulama nedeniyle katılanın eylemlerine yönelik bulunması, somut olay bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde söz konusu ifadelerin muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta değil, kaba söz ve ağır eleştiri mahiyetinde olması karşısında hakaret suçunun unsurlarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.

Ulaşılan bu sonuç dolayısıyla, diğer uyuşmazlık konusuna geçilmesine gerek görülmemiştir.

Bu itibarla; haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle;

1- ) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- ) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 26.02.2019 tarihli müzakerede yeterli yasal çoğunluk sağlanamadığından 14.03.2019 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Bu Yazıyı Paylaşın