altinoz.com.tr

İçme ve Kullanma Sularına, Arıtılmış Olsa Dahi, Her Türlü Atık ve Artığın Deşarjı Yasaktır

T.C.
YARGITAY
Onsekizinci Ceza Dairesi

Esas No : 2015/39898
Karar No : 2017/9974
Tarih : 02.10.2017
KAVRAM:
  • ÇEVRENİN KASTEN KİRLETİLMESİ
  • SUÇ VASFINDA YANILGI
  • ATIK SULARIN DEREYE DEŞARJ EDİLMESİ

 

İÇTİHAT METNİ

DAVA :

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR :

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

I-) Genel İlkeler:

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 56/1. maddesine göre herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında getirilen düzenleme ile de çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek gerek Devlete gerekse vatandaşlara ödev olarak yüklenmiştir. Anayasada yer alan bu ilkeler 2872 Sayılı Çevre Kanunu’nun 3/a maddesinde de benzer biçimde düzenlenmiştir. Buna göre; gerçek ya da tüzel kişi olarak herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup, alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdür. Bu bağlamda, “kamu sağlığını ve çevreyi koruma” prensibi Türk Ceza Kanunu’nun birinci maddesinde Kanun’un amaçlarından birisi olarak öngörülmüş, ayrıca “sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı” başta bu Kanunun 181 ilâ 184. maddeleri olmak üzere, 2872 Sayılı Çevre Kanunu’nda ve diğer bir kısım mevzuatta koruma altına alınmış, çevreyi kirletme eylemi farklı suç ve kabahat türleri ile yaptırıma bağlanmıştır.

Türk Ceza Kanununun 181. maddesinin birinci fıkrasında suç olarak düzenlenen atık veya artıklarla çevrenin kasten kirletilmesi fiili, kanunlarda belirtilen teknik usullere aykırı olarak, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların alıcı ortamlar olan toprak, su ve havaya kasten verilmesidir. Buna göre suç, atık veya artıkların teknik usullere aykırı olarak bir defa alıcı ortama verilmesiyle oluşacaktır.

Fıkrada sözü edilen “ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırılık” hali; 2872 Sayılı Çevre Kanunu, 2690 Sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu, 5977 Sayılı Biyogüvenlik Kanunu, 3213 Sayılı Maden Kanunu gibi kanunların, kapsadıkları alanlarla ilgili olarak “çevreyi kirletmeme” ilkesi gereğince çerçeve olarak benimsedikleri düzenlemelere dayanılarak oluşturulan yönetmeliklerde açıklanan ve somut olayın özelliklerine göre değerlendirilecek olan, arıtma, depolama, imha etme, taşıma, koruma, alıcı ortama verme, uzaklaştırma gibi hususlar bakımından öngörülen yükümlülüklere aykırı davranmayı ifade etmektedir.

“Çevreyi kirletmeme” prensibi ise genel olarak 2872 Sayılı Çevre Kanunu’nun “Kirletme Yasağı” kenar başlıklı 8. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Her türlü atık ve artığı çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır.

Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle, kirlenmenin meydana geldiği hallerde ise kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür.”

Yine aynı Kanunun “Tanımlar” kenar başlıklı 2. maddesine göre atık, herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan, çevreye atılan veya bırakılan her türlü madde, alıcı ortam ise hava, su, toprak ortamları ve bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerdir. Mevzuatımızda tanımı bulunmayan “artık” ise; öğretideki düşüncelerden de yararlanılarak, bir maddenin tüketimi, kullanımı ya da harcanmasından sonra artan, geriye kalan kısım olarak tanımlanabilir.

Türk Ceza Kanununun “çevreyi kasten kirletme” suçunu düzenleyen 181/1, “taksirle kirletme” suçunu düzenleyen 182/1 ve 2872 Sayılı Çevre Kanunu’nun 8. maddelerinde suçun unsuru olarak kabul edilen “çevreye zarar verecek şekilde” kavramı ise, “gerçekleşen somut bir zararı” değil, “zarar vermeye elverişliliği, zarar ihtimalini” anlatmaktadır. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere atık veya artığın; kasten su, hava ve toprak şeklinde gruplandırılan alıcı ortama ya da bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerden birine verilmesi ile suç oluşacaktır. Çevrenin kasten kirletilmesi, kanunda tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Zararın gerçekleşmesi, bu suçta unsur olmadığı gibi cezalandırma şartı da değildir.

Öte yandan atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi hali TCK’nın 181. maddesinin 3. fıkrasında, bunların insan veya hayvanlar açısından tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine, hayvanların veya bitkilerin doğal özelliklerini değiştirmeye neden olabilecek etkilerinin olması ise aynı maddenin 4. fıkrasında cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli haller olarak düzenlenmiştir.

II-)Yargılamaya Konu Olayda Uygulanacak Mevzuat ve Düzenleyici İşlemler:

2872 Sayılı Kanun’un 20. maddesinin (ı) ve (n) bentlerinde, denizler, içme ve kullanma suları (yapay ya da tabii göller, barajlar, akarsular, yer altı suları vs) ile içme ve kullanma suyu sağlama amacı dışındaki sular şeklinde üç grup su kaynağı belirlenmiş, tanker, gemi ve diğer deniz araçlarının kirletme faaliyetleri ayrıca düzenlenerek, sular her türlü kirlenmeye karşı koruma altına alınmıştır.

Öte yandan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği 2872 Sayılı Çevre Kanunu’nun 8, 9, 11, 12, 15 ve 20. maddelerine dayanılarak “Ülkenin yeraltı ve yerüstü su kaynakları potansiyelinin korunması ve en iyi bir biçimde kullanımının sağlanması için, su kirlenmesinin önlenmesini sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu bir şekilde gerçekleştirmek üzere gerekli olan hukuki ve teknik esasları belirleme” amacıyla kabul edilmiştir.

Bu Yönetmeliğin 16 ilâ 21. maddelerinde içme ve kullanma suyu temin edilen yüzeysel sularla ilgili kirletme yasaklarına, 23. maddesinde denizlerle ilgili kirletme yasaklarına yer verilmiş, 25 ilâ 36. maddelerinde ise atıksuların boşaltım ilkeleri açıklanmıştır.

Yine Yönetmeliğin 6. maddesinde alıcı su ortamını kirleten en önemli kaynaklar ve etkenler dokuz bent halinde örnekleme yoluyla sayılmış, sınırlayıcı bir belirleme yapılmamıştır. Buna göre, fekal atıklar, organik atıklar, kimyasal atıklar, aşırı üretim artışına neden olan besin maddelerinin alıcı ortamın dengesini bozacak şekilde aşırı boşaltımı, atık ısı, radyoaktif atıklar, deniz dibinden taranan malzeme, çamur, çöp ve hafriyat artıklarının ve benzeri atıkların boşaltımı, gemilerden kaynaklanan petrol türevli katı ve sıvı atıklar (sintine suyu, kirli balast, slaç, slop, yağ ve benzeri atıklar), Tehlikeli Maddelerin Su ve Çevresinde Neden Olduğu Kirliliğin Kontrolü Yönetmeliğinin eklerinde belirtilen maddeler, örnekleme yoluyla sayılmış kirletici unsurlardır.

Yönetmeliğin “Tanımlar” kenar başlıklı 3. maddesinde alıcı ortam; “Atıksuların deşarj edildiği veya dolaylı olarak karıştığı göl, akarsu, kıyı ve deniz suları ile yeraltı suları gibi yakın veya uzak çevre” şeklinde tüm su kaynaklarını kapsayacak şekilde tanımlanmıştır. Aynı maddede atık; “Her türlü üretim ve tüketim faaliyetleri sonunda, fiziksel, kimyasal ve bakteriyolojik özellikleriyle karıştıkları alıcı ortamların doğal bileşim ve özelliklerinin değişmesine yol açarak dolaylı veya doğrudan zararlara yol açabilen ve ortamın kullanım potansiyelini etkileyen katı, sıvı veya gaz halindeki maddelerle atık enerji”, atıksu ise “Evsel, endüstriyel, tarımsal ve diğer kullanımlar sonucunda kirlenmiş veya özellikleri kısmen veya tamamen değişmiş sular ile maden ocakları ve cevher hazırlama tesislerinden kaynaklanan sular ve yapılaşmış kaplamalı ve kaplamasız şehir bölgelerinden cadde, otopark ve benzeri alanlardan yağışların yüzey veya yüzeyaltı akışa dönüşmesi sonucunda gelen sular” şeklinde tarif edilmiştir.

Suların korunması ile ilgili esasları düzenleyen Yönetmeliğin 4/j maddesinde belirtilen genel ilke, atıksuların arıtılmadan doğrudan alıcı ortama verilmemesidir. Keza Yönetmeliğin 16/a-b bentlerinde arıtılsa dahi atıksular ile her türlü atık ve artığın içme ve kullanma sularına deşarjına izin verilemeyeceği açıkça belirtilmiştir. 21. maddesinde de, içme ve kullanma suyu temini dışındaki amaçlarla yapılmış göllere, göletlere ve set çekmek suretiyle biriktirilmiş sulara arıtılmamış evsel ve endüstriyel nitelikli atıksuların verilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Yine “Alıcı Ortama Doğrudan Boşaltım Esasları” kenar başlıklı 26. maddenin (d) bendinde ise “her türlü katı atık ve artıklarla, arıtma çamurları ve fosseptik çamurlarının alıcı su ortamlarına boşaltılması” yasaklanmıştır.

Burada önemle vurgulanması gereken husus şudur; Yönetmeliğin 21/1. maddesinde sözü edilen içme ve kullanma amacı dışındaki sulara deşarj izni, arıtılmış olma koşuluna bağlanmıştır. Atıksuyun arıtılmış su olduğunu kabul etmek için de, bunların Yönetmeliğin 31. maddesiyle ekinde 16 grup halinde belirlenerek tablolar halinde gösterilen sektör kapsamındaki tesis tipi için kabul edilen limit deşarj değerlerine uygun olması gerekir. Aksi durumda atıksuyun tam olarak arıtıldığından, içme ve kullanma amacı dışındaki sulara deşarj edilme koşulunu sağladığından bahsedilemez.

Özetle; içme ve kullanma sularına arıtılmış olsa dahi her türlü atık ve artığın deşarjı yasaklanmış, içme ve kullanma dışındaki sulara deşarj, arıtılmış olma koşuluna bağlanmış, atıksuyun arıtılmış olma ölçütü de, atıksuyun oluşum kaynağı dikkate alınarak Yönetmeliğin ekindeki sektörlere göre limit değerlerle ifade edilmiştir.

Görüleceği üzere; açıklanan mevzuatla, çevrenin kirletilmesinin önlenmesi amaçlanmış, kişilere, temiz, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı sağlanması hedeflenmiştir.

III-) Yargılamaya Konu Olay

Sanığın G… Zeytinyağı Fabrikası ünvanlı ticari işletmenin sahibi ve bu işletmeye bağlı Bayındır İlçesi Gazi Mahallesinde bulunan fabrikanın işleteni olduğu, … ekiplerince 31.01.2013 tarihinde yapılan denetimde mezkur zeytinyağı fabrikasında zeytin yıkama işlemi sırasında oluşan atık suların bir hat vasıtasıyla direkt olarak Zeytinova Deresine deşarj edildiğinin tespit edildiği, deredeki deşarj noktasından alınan su numunelerinin Ölçüm Laboratuvarında yapılan analizinde alıcı ortam standart değerlerinin sağlanmadığı sonucunun elde edildiği, 2872 Sayılı Kanun ve işbu kanun uyarınca çıkarılan yönetmeliklere aykırı olarak ve çevreye zarar verecek şekilde işletmenin atık sularını kasten dereye deşarj eden sanığın eyleminin TCK m.181/1 kapsamında kaldığı iddiası ile çevrenin kasten kirletilmesi suçundan dava açılmıştır.

Sanık mahkeme aşamasındaki savunmasında; “Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum, işletmede zeytinyağı elde etmek için toplanan zeytinleri fabrikaya girişten önce yıkama işlemleri yapıyoruz söz konusu yıkama işlemi sonucu meydana gelen suyu falaka çayına veriyoruz ancak verdiğimiz bu su kara su veya pirina suyu değildir doğrudan zeytinleri yıkamamızdan kaynaklanan atık sudur. Olay tarihinde çevre ve şehircilik il müdürlüğünde çalışan görevliler işletmenin civarında yaptıkları incelemede söz konusu dere civarında ve işletmede örnek olan atık sulardan alarak analizlerini yaptırmışlar ancak görevli memurların örnek suları fabrikanın neresinden aldıklarını bilmiyorum normalde analiz için alınması gereken atık su örnekleri söz konusu suyu depoladığımız krom tankının deşarj yapılan vanasından alınması gerekirdi analiz sonucu normal değerlerin üstünde atık su tespit edildiği için işletmeye 40.636,00 TL para cezası verildi söz konusu para cezasını ödedim ben söz konusu atık suyun insan sağlığını ve çevreyi tehdit ettiğini düşünmüyorum, ayrıca çevre ve şehircilik il müdürlüğünün talebi doğrultusunda kara su havuzlarını doğrudan zeytinleri yıkadığımız ön su için ayırdım öncelikle beraatime karar verilsin aksi kanaat halinde hakkımda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesini istiyorum.” şeklinde beyanda bulunmuştur.

Tanık M. D., mahkeme aşamasındaki ifadesinde; “Olay tarihinde işletmeyi incelemeyi gelen mühendis arkadaşlarla birlikte suyun deşarj edildiği yere geldik, bu esnada sanık elindeki plastik bidona deşarj edilen duyu doldurmaya çalıştı ancak yeteri kadar örnek alınmayınca temin edilen bir kap ile çevrede bulunan küçük göletciklerden örnek su alındı bidona ekleme yapıldı, eklenen suyun miktarını bilmiyorum hatırladığım kadarı ile bidonu doldurma süresi 15 dakika kadardı, işletmede atık suyun deşarj edilmeden önce arıtılmasına dair tesis bulunmamaktadır, ayrıca çevrede söz konusu atık suya çevreden herhangi bir karışım olup olmadığını bilmiyorum, ancak göletlerden alınan suyun içindeki değerler örnek alınan suya karıştırıldığı için farklı oranlar çıkmış olabilir.” şeklinde beyanda bulunmuştur.

Tanık B. C., mahkeme aşamasındaki ifadesinde; “Olay tarihinde sanığa ait işletmeye geldiklerinde atık su, kara su ve prina çıkışlarında problem görmediklerini, ancak zeytinlerin ilk yıkandığı atık suyun deşarj edildiği bölümün incelediklerinde atık suyun 2872 Sayılı kanunun su kirliliği kontrol yönetmeliği değerlerinde olması için işletmeden herhangi bir tedbir alınmadığını, tespit ettiklerini, bunun üzerine atık su değerlerinin incelenmek üzere alınmasını işletme sahibinden istediklerini, bidonla atık suyun deşarj edildiği noktada yeterli miktarda örnek aldığını, alınan örneği mühürleyerek işletme sahibine teslim ettiklerini, örneğin analizini işletme sahibi kendisi yaptırdığını, ayrıca olay tarihinde yoğun çalıştıklarından söz konusu işletmede atık suyun nasıl alındığını hatırlamadığını” beyan etmiştir.

Tanık D. K., ise ifadesinde; “Olay tarihinde sanığa ait işletmeye geldiklerinde atık su, kara su ve prina çıkışlarında problem görmediklerini, ancak zeytinlerin ilk yıkandığı atık suyun deşarj edildiği bölümün incelediklerinde atık suyun 2872 Sayılı kanunun su kirliliği kontrol yönetmeliği değerlerinde olması için işletmeden herhangi bir tedbir alınmadığını, tespit ettiklerini, bunun üzerine atık su değerlerinin incelenmek üzere alınmasını işletme sahibinden istediklerini, bidonla atık suyun deşarj edildiği noktada yeterli miktarda örnek aldığını, alınan örneği mühürleyerek işletme sahibine teslim ettiklerini, örneğin analizini işletme sahibi kendisi yaptırdığını, ayrıca olay tarihinde yoğun çalıştıklarından söz konusu işletmede atık suyun nasıl alındığını hatırlamadığını” beyan etmiştir.

Dosyada alınan numuneye dair analiz sonuçlarında kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ), askıda katı madde (AKM) değerlerinin, olması gereken limit değerlerin üzerinde olduğu belirtilmiştir.

Yerel Mahkemece mahallinde keşif işlemi icra edilmiş, bilirkişi raporu temin edilmiştir.

Çevre mühendisi bilirkişinin raporunda; alınan numunelere dair analiz sonuçlarında KOİ ve AKM değerlerinin standartların üzerinde çıktığın, atıksuyun arıtılmadan doğrudan alıcı ortama verilmesinin uygun olmadığı, yıkama suyunun kirlilik değerlerinin standartların üzerinde olması sebebiyle alınan atıksu numunesinin içine bir miktar birikinti suyu konulmasının çok fazla bir önemi olmadığı belirtilmiş, mahallinde yapılan keşif esnasında dereye doğrudan deşarj edilen nokta fotoğraflama yapılarak tespit edilmiştir.

Tüm dosya kapsamına göre, sanığın sahibi olduğu zeytinyağı fabrikasında zeytin yıkama işlemi sırasında oluşan atık suların bir hat vasıtasıyla direkt olarak Zeytinova Deresine deşarj edildiğinin tespit edildiği, bahse konu atıkların hiçbir önlem alınmaksızın dereye deşarj edildiğinin dosya kapsamından anlaşıldığı, bu suretle eylemin TCK’nın 181.maddesi kapsamında çevrenin kasten kirletilmesi suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek, TCK’nın 182. maddesi uyarınca hüküm kurulması hukuka aykırıdır.

SONUÇ :

Açıklanan gerekçelerle katılan İzmir … vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 02.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.