altinoz.com.tr

Anayasa Mahkemesi Kararı Yürürlüğe Girmese de, Görülmekte Olan Davada Uygulanabilir

 

T.C.
DANIŞTAY
İdari Dava Daireleri Genel Kurulu
Esas No : 2013/826
Karar No : 2015/1654
Tarih : 29.04.2015
ÖZET:
  • ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ UYGULANMASI
  • ÖĞRETİM ÜYESİ
  • KARARIN DÜZELTİLMESİ İSTEMİ
  • YÜKSEKÖĞRETİM PERSONELİNE DİSİPLİN CEZASI
  • DİSİPLİN CEZASININ YASAL DAYANAĞININ ANAYASAYA VE HUKUKA AYKIRI OLDUĞU ANAYASA MAHKEMESİ KARARI İLE ORTAYA KONULDUĞU
  • ISRAR KARARININ BOZULDUĞU

İÇTİHAT METNİ

ÖZET :

Davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenip bozulması istemi henüz karara bağlanmadan, davacının kamu görevinden çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlem ile davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına dayanak oluşturan Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları, Disiplin Yönetmeliği’nin dayanağı olan ilgili kanun maddesinin Anayasa Mahkemesinin yer verilen kararıyla iptaline karar yerilmiş olması nedeniyle, dava konusu işlemin de yasal dayanağı kalmamıştır. Bu durumda, davacıya, verilen disiplin cezasının yasal dayanağının Anayasaya ve hukuka aykırı olduğu Anayasa Mahkemesi kararı ile ortaya konulduğundan davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. Israr kararı bozulmuştur.

İstemin Özeti : Malatya İdare Mahkemesi’nin 29/12/2011 günlü, E:2011/4649, K:2011/3743 sayılı ısrar kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 14/11/2012 günlü, E:2012/117,K:2012/1951 sayılı kararı ile onanması üzerine bu karara karşı davacı, kararın düzeltilmesi isteminde bulunmaktadır.

Savunmanın Özeti : Karar düzeltme isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi Vedat Yıldırım’ın Düşüncesi: Karar düzeltme isteminin kabulü ile temyiz istemine konu kararın Sekizinci Daire kararı doğrultusunda bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, karar düzeltme dilekçesinde öne sürülen hususlar 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 54. maddesine uygun bulunduğundan, davacının karar düzeltme isteminin kabulü ile Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 14/11/2012 günlü, E:2012/117, K:2012/1951 sayılı kararı kaldırılarak, Malatya İdare Mahkemesi’nin 29/12/2011 günlü, E:2011/4649, K:2011/3743 sayılı ısrar kararına yönelik davacının temyiz istemi yeniden incelendi, gereği görüşüldü:

KARAR :

Dava; İnönü Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi bünyesinde, yardımcı doçent kadrosunda öğretim üyesi olarak görev yapan davacının, “Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliğinin 11/b-6 maddesi uyarınca kamu görevinden çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Yükseköğretim Kurulu Yüksek Disiplin Kurulunun 20/05/2009 günlü, 2009/55 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.

Malatya İdare Mahkemesi 21/07/2010 günlü, E:2009/1134, K:2010/1911 sayılı kararıyla; davacının, Ekonometri bölümünde eğitim gören bir bayan öğrencisine yönelik olarak hakaret, tehdit içeren sözler sarf ettiği ve aynı öğrenciyi sözle taciz ettiği iddiasıyla yapılan şikayet sonucu hakkında; açılan soruşturma kapsamında edinilen bilgi, belge ve tanık ifadeleri uyarınca isnad edilen eylemlerin sübut bulduğunun anlaşıldığı, ayrıca aynı isnadlarla hakkında açılan ceza davasında her ne kadar hükmün açıklanması geriye bırakılmış işe de eylemlerin sübut bulması nedeniyle hapis cezası ile cezalandırıldığı ve dava konusu işlem memuriyet koşullarının yitirilmesi nedeniyle tesis edilmediğinden hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına ilişkin hukuki durumun disiplin cezasının tesis edilmesine etki etmeyeceği hususu dikkate alındığında davacının eylemine uyan ceza ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

Anılan karar, Danıştay Sekizinci Dairesinin 11/07/2011 günlü, E:2010/8714, K;2011/3568 sayılı kararıyla; kişilerin yaşamlarında önemli hukuksal sonuçlar doğuracak eylemlerin hiç bir kuşkuya yer verilmeyecek şekilde somut olarak ortaya konulmasının Ceza Hukukunda olduğu gibi Disiplin Hukukunda da önemli bir gereklilik olduğu, disiplin cezası ile yaptırıma bağlanan suç aynı zamanda ceza hukuku yönünden de yargılama konusu olmuşsa, ceza mahkemelerinin verecekleri kesin kararların, disiplin hukukunda göz önünde bulundurulacak veri ve bilgiler arasında yer alacağı, İdare Mahkemesince ceza mahkemesi kararında davacının üzerine atılı eyleminin sabit görüldüğü gerekçesine de dayanılarak davanın reddine karar verilmiş, ise de; söz konusu ceza yargılamasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmedildiği, hükmün açıklamasının geri bırakılmasının, denetimli serbestlik süresinde hükmün sanık hakkında hukuki, sonuç doğurmayacağı anlamına geldiği ve mahkumiyet nedeniyle davacının memuriyetine engel bir halin bulunduğundan söz etme olanağının bulunmadığı, ayrıca şikayetçi öğrencinin davacının verdiği derslerden başarısız olması üzerine davacının kendisini 2004-2008 yılları arasında taciz ettiğini öne sürerek yaptığı şikayet üzerine başlatılan soruşturma sonucu düzenlenen soruşturma raporu ile ifade ve savunmaların birlikte değerlendirilmesinden, davacının, şikayetçi öğrenciyi tehdit ve taciz etmek eylemlerinin, davacının cinsel taciz suçlamasıyla şikayet edildikten sonra şikayetçi öğrenci ile aralarında geçen tartışmada karşılıklı olarak söylenen sözlerden oluştuğu, davacıyı şikayet eden öğrencinin 08/10/2010 tarihinde verdiği dilekçe ile şikayetinden vazgeçtiği, dosyada bulunan ve soruşturma kapsamında ifade veren öğrencilerin beyanlarından cinsel taciz olayı somut olarak ortaya konulamamış olmakla birlikte, davacının bir öğrencisi ile ilişkisinin hizmet içinde resmi sıfatın gerektirdiği itibar duygusu ile bağdaşmadığı ve davacının hizmet içinde taşıdığı resmi sıfatın gerektirdiği İtibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunduğu, bu eyleminin disiplin hukuku çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerektiği, bu itibarla, davacının eylemlerinin, Disiplin Yönetmeliğinin 11/b-6 maddesi kapsamında, yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak, olarak değerlendirilmesi suretiyle kamu görevinden çıkarma cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddine ilişkin kararda hukuka, uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuş ise de, Malatya İdare Mahkemesi, bozma kararına uymayarak davanın reddi yolundaki ilk kararında ısrar etmiştir.

Davacı, Malatya İdare Mahkemesinin 29/12/2011 günlü, E:2011/4649, K:2011/3743 sayılı ısrar kararını temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir.

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53. maddesinin (b) fıkrasında; “(Değişik: 1/3/2014 – 6528/7 md.) Öğretim elemanları, memur ve diğer personele uygulanabilecek disiplin cezaları uyarma, kınama, yönetim görevinden ayırma, aylıktan kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezalarıdır. Hangi fiillere hangi disiplin cezasının uygulanacağı, bu bentte sayılan kişilerin disiplin, işlemleri ye disiplin amirlerinin yetkileri, Devlet memurlarına uygulanan usul ve esaslar da göz önüne alınmak suretiyle Yükseköğretim Kurulunca düzenlenir.” hükmü yer almıştır.

Söz konusu hükmün Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle açılan iptal davasında Anayasa Mahkemesi; 14/01/2015 günlü, E:2014/100, K:2015/6; sayılı kararıyla; dava konusu kural ile düzenlenmesi öngörülen hususların, hangi fiillerin hangi disiplin cezalarını gerektireceği, bentte sayılan kişilerin disiplin işlemleri ve disiplin amirlerinin yetkileri gibi konulan içerdiği, kamu görevlileri olarak memurların ve öğretim elemanlarının disiplin işlemleri konusunda kuralla getirilmiş bir kanuni güvence bulunmadığı, söz konusu disiplin işlemlerinin, Anayasa’nın 128 ve 130. maddelerinde yer alan hükümleri gereğince kanunla düzenlenmesi öngörülen hususlar olduğu, bu haliyle öğretim elemanları, memurlar ve diğer personel için getirilmiş herhangi bir kanuni güvence bulunmadığı gibi yasal olarak belirlilik de sağlanmadığı, kuralın, sadece Devlet memurlarına uygulanan usul ve esasların göz önüne alınmasını düzenlediği ancak bunun dışında herhangi bir kanuni düzenlemeye yer verilmediği, dava konusu kuralın bu haliyle disiplin uygulamaları ile ilgili olarak genel ilkeleri ortaya koymadığı, disiplin cezalarını gerektiren hal ve durumları belirlemediği, ayrıca kuralda, disiplin cezası vermeye yetkili amir ve kurulları, disiplin cezalarının verilmesinde zamanaşımı ve karar verme süreleri, yüksek disiplin kurulunun çalışma usul ve yöntemleri, kurul kararlarına itiraz ve savunma hakkı başta olmak üzere kamu görevlilerinin hakları, cezaların tatbik edilme şekli ve disiplin cezalarının hangi hallerde özlük dosyasından silinebileceği gibi konuların hiçbiri ile ilgili kanuni düzenleme bulunmadığı, dolayısıyla kapsama dahil personelin disiplin işlemlerine dair usul ve esasların kanunda gösterilmeyerek, tüm hu işlemlerin Yükseköğretim Kurulunca düzenlenmesini, öngören dava konusu kuralın, Anayasa’nın 38., 128. ve 130. maddeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek, 2547 sayılı Kanunun 53. maddesinin (b) fıkrasının ikinci cümlesinin iptaline karar vermiştir:

Anılan Anayasa Mahkemesi kararı ile, iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş ise de, Anayasa Mahkemesince bir kanunun tümünün ya da belirli hükümlerinin Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde eldeki davaların Anayasaya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasanın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülemez. Bir başka anlatımla, Anayasa Mahkemesinin, iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi ileriye dönük olarak ertelemiş bulunması öncelikle yasama organına aynı konuda, iptal kararının gerekçesine uygun olarak, yeni bir düzenleme için olanak tanımak ve ortada hukuki bir boşluk yaratmamak amacına yönelik olup yargı mercilerinin bakmakta oldukları uyuşmazlıklarda hukuka ve Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş kuralları uygulaması ve uyuşmazlıkları bu kurallara göre çözümlemesi sonucunu doğurmaz.

Diğer yandan, Anayasanın 153. maddesine göre yasama, yürütme ve yargı organları için bağlayıcı olan Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararının, bu karardan önce açılmış bulunan ve henüz sonuçlanmamış olan tüm davalara uygulanması gerekmektedir.

Davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenip bozulması istemi henüz karara bağlanmadan, davacının kamu görevinden çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlem ile davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına dayanak oluşturan Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları, Disiplin Yönetmeliği’nin dayanağı olan 2547 sayılı Yasanın 53. maddesinin (b) fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa Mahkemesinin yukarıda yer verilen kararıyla iptaline karar yerilmiş olması nedeniyle, dava konusu işlemin de yasal dayanağı kalmamıştır.

Bu durumda, davacıya, verilen disiplin cezasının yasal dayanağının Anayasaya ve hukuka aykırı olduğu Anayasa Mahkemesi kararı ile ortaya konulduğundan davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

SONUÇ :

Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulüne, Malatya İdare Mahkemesi’nin 29/12/2011 günlü, E:2011/4649, K:2011/3743 sayılı ısrar kararının BOZULMASINA, dosyanın anılan idare Mahkemesine gönderilmesine, 29/04/2015 gününde, esasta oybirliği, gerekçede oyçokluğu ile karar verildi.

GEREKÇEDE KARŞI OY :

Anayasanın 153. maddesinde, kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğü ya da bunların hükümlerinin, iptal kararlarının Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkacağı, gereken hallerde Anayasa Mahkemesi’nin iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabileceği, bu tarihin, kararın Resmi Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemeyeceği ve iptal kararlarının geriye yürümeyeceği açıkça belirtilmiş olup, uyuşmazlık konusu olayda kararın verildiği tarih itibariyle söz konusu Anayasa Mahkemesi’nin iptal hükmünün henüz yürürlüğe girmemiş olması nedeniyle, Malatya İdare Mahkemesinin 29/12/2011 günlü, E:2011/4649, K:2011/3743 sayılı ısrar kararının Danıştay Sekizinci Dairesinin 11/07/2011 günlü, E:2010/8714, K:2011/3568 sayılı kararında belirtilen gerekçe doğrultusunda bozulması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına gerekçe yönünden katılmıyoruz.